100

bu eşiği geçmene değecek kadar iyi bir fikrin ya da fıkran var mı?

90’lı yılların ortasında, ilef’in sbf tarafından girişteki koridorunda yer alan sobacı’nın odası (ya da abdül’ün kimi yazılarında “sobacı’nın orası”) diye adlandırılan reklam atölyesi’nin ilk mekanının kapısında yazardı bu not…

uzunca bir süre reklam atölyesi diye adlandırılsın diye uğraştığım ve hatta bu nedenle isimliği çıkarıp yerine ters taktığım bir mekandı orası… çok güzel fikirler duydum, pek çok fıkra dinledim… günümüzde bir çoğu reklam alanında zirve olarak tanımlanan meslektaşların ilk adımlarını izledim…

eşik sonraki yıllarda da karşıma çıktı. bu kez, ‘az’ın aslında ‘daha çok’ olduğunu (less is more) anlatmaya çalışırken başvurduğum bir kavram oldu (bkz: 063).

saçım sakalım ağarıp, zihnim biraz daha berraklaştığında, eşiğin fiziksel değil zihinsel olduğunu anladım… bugünkü aklım olsaydı, geçmiş zamanda böyle bir not yazmaz; kafadaki eşiği bahane eden ve bu nedenle uzak duran öğrencilerin iyice tırsmasına yol açmazdım…

fırat… olmayan eşiği kaldıralım; sefil öğrencilerin adım atmasına yardımcı olalım… ha’di evladım…

• • •

yıldıray lise: 😉

kamil renan: benim fıkram var hocam! olur mu?