107

hani amerikalılar dünyanın geri kalanını sorduğunda çoğunlukla genetik mühendisliğiyle ilgili bir soruyla karşılaşmış gibi bakarlar ya!.. bu hali bi’ de bizans’ta görmek mümkün (bu bozkırdan bakınca istanbul’a öyle demeyi yeğliyorum kaç zamandır)… maçka’dan (trabzon) gelip maçka’ya (beşiktaş) yerleşen idris, 3 kuşaktır bizanslıdır artık… sorsan istanbulludur; şivesinin verdiği ipuçlarına bakmadan… şöyle bi’ tulum ya da kemençe sesi de bozmazsa şu güzel ortamı, çaktırmaz hiç…

bu yalnızca maçkalıları bağlayan bi’ konu değil elbette… haydarpaşa garı rant adına yağma çanağına dönmeden, cümle kapısından çıkıp tahta bavulu kadıköy’ün toprağına koyan herkes de bizanslı olurdu hemen… denizden gelen yeli ciğerine çekip ‘seni yeneceğim istanbul’ tiradı da adettendi… böyle efelenmeyene ne iş, ne aş verilirdi…

o zamanlar Irwin warren’ın ‘taşra anlamaz görüşü bayat bir görüştür’ ifadesini ‘yeni yetişen reklam yazarlarını eğitmekte kullandığımız 7 öğüt’ başlığıyla duyurduğu yıllardı… adamcağız o zamanlar ner’den bilsin ki, taşra her bi’ şeyiyle kente göçecek; televizyon ve internet sayesinde ‘zeki müren de bizi görecek!

sevgili erdem güner’in yazdığı 107. notu bu hissiyat içinde hazırladım; askere giden mezunlarımıza, orayı bir laboratuvar olarak tanımladığımı unutmadan. O ulvi ve uhrevi varlık, o her şeyin nedeni ve kaynağı olan ‘hedef kitle’nin erkek kanadı ile birlikte orada aylar geçireceklerini söylemeyi de hiç unutmadım.

fırat, noktayı koymadan önce kardeş türküler‘den burçak tarlası‘nı çalsak mı?

• • •

yıldıray lise: 😉 çorlu’da doğdum, ama, gençlik yıllarımı istanbul bayrampaşa’da geçirdim.

kamil renan: kazan’ı taşradan saymazsınız de’ mi hocam?..