108

robin sharma’dan hayatın sırrı niteliğinde bir söz: ‘akıl, yasama organı olabilir. ama yürütmeyi kesinlikle yüreğe bırakmalısın…’

ne ve nasıl gibi soruları bi’ yana bırak ve bana kulak ver azıcık… bir örnekle açıklayayım… özellikle bahar dönemlerinde ilef’in koridorları daha da şenlenir… çeşitli liselerden öğrenciler rehber öğretmenlerinin nezaretinde okulu, atölyeleri gezerek ilef’i tanımaya çalışırlar… şu ana değin kimsenin ‘ouuu… vaaav… yaaaaa’ gibi sesler çıkardığını duymadım… bunu otelden bozma gibi duran ilef binasının (habitatımız, ekmek teknemiz) üniversite tanıtımlarında gösterilmesi şart olan cam-metal-boru mimarisinden bir iz barındırmamasının yanı sıra çimlerde sitar çalan, kızılderili dansı yapan yabancı öğrencilerin olmayışınına bağlıyorum.

neyse… çil yavrularından oluşan liseli grubumuza geri dönelim… dedim ya okulu gezerek tanımaya çalışıyorlar; reklam atölyesi’ne de geliyorlar doğal olarak… atölyenin bir oyun alanı olduğunu, kararları öğrencilerin kendilerinin aldığı, yer altında muhkim 4 ajansın olduğunu filan yarımcalara (büyüyünce karınca olacaklar) anlattırıyorum… sonra –neredeyse her öğrenci grubuna- söylediğim sözler için lafı elime alıyorum. rehber öğretmenlerinin gözlerinin içine bakarak ‘siz şimdi anne-babanızı boş verin… öğretmenlerinizi de… siz hangi mesleği yaparken mutlu olacaksanız onun eğitimini alın’ diyorum ve kesinlikle altın vuruşu ihmal etmiyorum: ‘insan ancak sevdiği işte mutlu ve dolayısıyla başarılı olabilir!.. o işin ne olduğunun hiçbir önemi yok… ülkenin mutlu bahçıvanlara da ihtiyacı var, mutlu ahçılara da’ diyorum. rehber öğretmenlerin dudak hareketlerinden anlayabildiğim kadarıyla ‘saçı sakalı ağarmış, ama, adam olamamış… şu sabilerin de aklını çeliyor… kart keşiş’ türünden şöyler mırıldanıyorlardır büyük olasılıkla…

fırat… sana da söylüyorum çocu’um; madem bu işi sevmiyorsun, niçin reklamcı oluyo’sun?

• • •

yıldıray lise: 😉 arazide tencerenin başına oturduğumda, bu doğa koruma işini ne kadar çok sevdiğimi düşünerek hisleniyorum… tencerenin dibi görünene kadar geçmiyor bu duygu…

kamil renan: hocam, hani kavurma yiyecektik?