115

bi’ şekilde mutfağa girip aile büyüklerinin hünerlerini yinelemeyi düşleyen, ancak, ‘kulak memesi kıvamına gelecek biçimde hamuru yoğurmak, aldığı kadar un, kararınca tuz, baharat, yağ koymak’ gibi ölçülemeyen ölçü birimleri karşısında şebeğe dönen arkadaşın vardır kesinlikle. bu arkadaşın ‘iki parmaklık ölçüyü’ enine mi, boyuna mı kullanacağını bilemeyebilir.

yemeklerinde asla ölçü birimi kullanmayan, her şeyi neredeyse kaba savurarak koyan zeliş’ten (valide sultan) bir tarifi almaya çalışırken, ‘saat yönüne mi, saat yönünün tersine mi karıştıracağım’ diye sorarak ifrit etmişliğim vardır.

‘iyi de, ne alaga’ diye sorabilirsin… fırat kesinlikle sorardı örneğin… ilgisini şimdi anlatacağım… çok da eski olmayan zamanlarda, reklam atölyesi’ne yeni katılanlara (yarımcalara) koşullarımızdan biri ‘her karınca otantik bir yemeği ve egzotik bir içkiyi hazırlamayı kesinlikle bilmeli’ idi. bunu ilk kez dillendirdiğimde yemek pişirmek ya da kokteyl hazırlamak ile reklam yapmak arasındaki ilişkiyi tam tanımlayamamıştım; zamanla anladım…

yarı serseri yarı yerleşik hayattan, daha yerleşik bir hayata geçerken yemek yapmaya da başladım… beni mutfakta görsen gülmekten altına kaçırırsın… dışar’dan bakan bulgur pilavı yaptığımı değil, kuantum fiziğinden kazık soru çözdüğümü sanabilir… öyle bi’ ciddiyet, öyle bi’ asabiyet hali… işte öyle zamanlardan birinde peynir salatasıyla yapmakla reklam yapmak arasında bi’ fark olmadığını anladım… iyi malzeme kullanacaksın, her şeyi tam ayarında koyacaksın, aromasını kaçırmayacaksın… ne eksik, ne fazla… ‘kararınca’ yani…

yürü fırat… pazara gidiyoruz… taze reklam malzemesi alacağız…

• • •

yıldıray lise: şunca zamandır dostunum… hiç yemeğini yemedim… 😉

kamil renan: çoban salata yapan da reklam yapabiliyor mu yani?