125

aziz yayla meslektaşlarını hacamat etmeyi kafasına koymuş gibi görünüyor… ‘tasarımcı, kibrit denince çöp değil, ışık gören kişidir’ diyerek tasarım erbabını devlet başa yaparken, ‘sokaktaki adam gibi bakabilme yetisini kaybetmiştir; hayat boyu onu bulmaya çalışır’la kuzgun leşe taşıyor…

doğal olarak işin şakası bu… ‘ya devlet başa, ya kuzgun leşe’ hali değil yani… 100’süz notları izleyenler bilir, pek çok notta başka türlü de ifade edilen şey bu… ha’di kısaca anımsayalım:

  • birçok tasarımcı, işlerinin insanlarla bire bir iletişim kurması gerektiğini unutuyor (george lois).
  • rafael gibi çizebilmek için dört yıl harcadım, çocuk gibi çizebilmek için ise bir ömür (pablo picasso).
  • en zor bulunan fikir, ilk akla gelenmiş gibi durmayı becerebilendir (şölen yücel).
  • sonuçta vardığınız nokta o kadar basit olsun ki, görenler ‘bunu herkes yapabilir’ desinler (oliviero toscani).
  • ‘yalının gücü’ne inandığınız gün önemli bir eşiği geçmişsiniz demektir (şahsen ben).

pek çok öğrenci ajansına ve pek çok müşteriye anlattığım bi’ fıkra (evet, ben müşterilere fıkra anlatırım):

3 kadın çay partisinde söyleşiyorlarmış… ilk kadın; ‘kızım büyüdü, serpildi, çok güzel bir kadın oldu… geniş bir çevresi, etrafında pervane olan erkek arkadaşları var. akşamları gelip evden alıyorlar. lüks restoranlarda yemek ısmarlayıp gece geç saate eve bırakıyorlar.’ demiş. ikinci kadın; ‘benim kızım da büyüdü… çok güzel bir kadın oldu… hafta sonları evin önüne son derece lüks arabalar geliyor. kızımı alıp hafta sonu için lüks otellere, kayak merkezlerine götürüyorlar. pazar gecesi de eve bırakıyorlar’ deyince üçüncü kadın boynunu bükmüş ve ‘benim kızım da orospu oldu. ama, ben sizin kadar güzel anlatamıyorum!..’

tamam fırat; kesiyorum burada…

• • •

yıldıray lise: 😉 fıkra ağır olmuş…

kamil renan: hocam, essahtan anlatıyor musun bu fıkrayı?.. okurken yüzüm kızardı; tribündekiler çakmasın diye uğraşıyorum…