135

(notu grup gündoğarken’in “rüzgar” şarkısını dinleyerek okumanı öneririm…)

ankara üniversitesi basın yayın yüksek okulu’ndan dönem arkadaşım (o kadar uzun bir süre okudum ki, “sınıf arkadaşı” kavramı anlamını yitirdi) sevgili sevinç feyzioğlu kibar bir kadın olduğu için “sizli-bizli” ifade etmiş notu: “reklam, çelik-çomak oyunu gibidir; çeliğe ne kadar hızlı vurursanız vurun, rüzgarı arkanıza almadıkça hedefe ulaştıramazsınız.”

bursa’da gazetecilik yapmayı sürdüren sevinç, çelik-çomak öyküsünü yorumlarda yazmış; ben reklamla ilgili bölümüne dokunayım… notta sözü edilen rüzgar, eğilimlerin, dolayısıyla da değişen tüketici davranışlarının rüzgarı… 10 yıl öncesinin değil, 1 yıl öncesinin eğilim saptamalarına bakarak yapamazsın bu işi… günlük yaşam, eğilimler ve tüketici davranışları büyük bir hızla değişir… 1 yıl öncesinin tüketici davranışı, giderek hızlanan eğilim değişimleri içinde, çoktan bayatlamıştır. bugünün reklamcısının panosunda mevlana’nın “dün dünle beraber gitti cancağızım bugün yeni şeyler söylemek lazım” sözü başucu eseri olarak yer almak zorunda kanımca…

bu konuda özellikle taşınabilir iletişim araçları (bizans’ta “mobil” diyorlar) ve markaların tüketicileriyle kurduğu yeni ilişki biçimine bakmanı öneririm… karşılıklı iletişime daha açık, daha içten, daha duygusal… markaların bir gecede sevgi pıtırcıklarına dönüştüğüne inanacak kadar saf değilsen süreci daha kolay adlandırırsın.

bu nedenle hedef kitlenin en samimi duygu ve düşüncesi olarak tanımladığımız “içgörüsü”(insight) masanın tam ortasına koyman gerek. çünkü, içgörüyü doğru saptadığında etkili, inandırıcı ve özendirici olabilirsin. etkili olursun, çünkü zaten var olan bir duygu ve düşünceye, dolayısıyla hedef kitlene dokunabilme şansını elde edersin.

fıratcı’m, rüzgarın bol olsun…

• • •

yıldıray lise: 😉 doğru zaman önemli. oyun için rüzgarı iyi seçmeli.

kamil renan: sayın sobacı, öncelikle şimdiki kuşak yani şu an elinizin altındaki atölye sakinleri de dahil olmak üzere çelik çomak oyununu biliyor mu acaba? bilgisayar başında yalnız sosyalleşen kuşak bunlar, misket oynadılarsa ne mutlu. sevinç hanımın veciz sözünü siz zaten açıklamışsınız bu nedenle ben yine leylek sürüsü gözlemcisi koleksiyoner yıldıray lise’ye, rüzgarı beklersen kaybedersin diyerek sataşayım…sessiz tribün uyanın artık, alayınıza isyaaaaaaan… 🙂

sevinç feyzioğlu: gençlere not: çocukların, çomak adını verdikleri kalın, uzun sopayla, çelik adını verdikleri ince ve kısa sopaya vurarak oynadıkları oyun. gerçekten harika bir oyun. bu oyun iki grup arasında oynanır. gruplar en az ikişer kişiden oluşur. oyunda biri 30 cm diğeri ise 70 cm’lik iki sopa bulunur. düz bir yere çizgi biçiminde küçük bir çukur açılır. çukurdan 20 adım geride bir çizgi çizilir. oyunda ebe yoktur. oyuna ilk önce hangi grubun başlayacağını belirlemek için seçim yapılır. seçimi kazanan grup oyuna başlamak için hazırdır. karşı gruptan bir kişi elindeki uzun sopayı önceden açılan çukurun üzerine yatay olarak koyar. oyuna ilk başlayan kişi önceden çizilen çizgiden elindeki küçük sopayı çukur üzerindeki sopaya atar. vurur ise oyuna başlar. elindeki büyük sopa ile küçük sopayı havaya kaldırır ve vurur. küçük sopanın düştüğü yere kadar oyunu kaybeden gurubun oyuncuları sekerek gider. oyun bu şekilde devam eder.