136

gülriz sururi “biz kadınlar” isimli kitabında (doğan kitap, 2004) “acı olan, çok insanın var olan yeteneğini, mükemmele ulaşamama endişesi yüzünden ortaya çıkarmaktan vazgeçmesidir. kusursuza ulaşamam endişesinden, yazdığı öyküyü, şiiri çekmecesine hapseden, ‘’ya beğenmezlerse, ya alay ederlerse, ya eleştirirlerse ne yaparım, nasıl cevaplarım’ diyen çok insan var. ne kadar yanlış.” derken, önemli bir yaramıza da parmak basıyor. belleği iyi olan izleyicilerimiz 100’süz notlara bu konuya değindiğimi anımsayacaktır (bkz: 52. ve 54. notlar)…

stephen baker’ın ‘reklamda yaratıcılık’ isimli kitabından bir örnek: eğitmen öğrencilerine victorinox (isviçre çakısı) için bir billboard fikri bulmalarını ister ve 1 hafta süre verir. 1 haftanın sonunda sınıfın yarısının fikri yoktur. bu kez yalnızca yemek arasında kullanabilecekleri kadar süre verir. yemek dönüşü hemen herkesin onlarca fikri vardır. bu durumu zihnin mükemmeli arama sürecinde pek çok fikri öğüttüğüne işaret ederek açıklar. süre kısaldığında zihnin böyle bir lüksü yoktur. her fikir kaydedilir. bu nedenle reklam atölyesi’ndeki öğrencilere akıllarına gelen her fikri bir yere not etmelerini, bu notları gerecekleri bir çamaşır ipine mandalla asmalarını (atölye’de bir dönem denenmişti), makyaj aynalarına yapıştırmalarını ya da doğrudan tuvalet/banyo fayanslarına yazmalarını öneririm (titiz annelere not: ‘fayanstır kirlenir, çocuklar böyle öğrenir’). bunları kaydedip astıklarında, yapıştırdıklarında yeni bir fikri arama şansları olur çünkü. ayrıca, ‘her fikrin 5 dakika yaşama hakkı’ vardır…

ne dersin fırat; şu yazıp asma işini yeniden denesek mi?

• • •

yıldıray lise: 😉 ah şu mükemmel olsun isteklerimiz. sevdim bu sözü.

kamil renan: gülriz ablamız önemli konuya değinmiş, çok insan öyle yitip gitti. bunda en büyük etken bence yetiştirme tarzı… baskılanan çocuklar, gerek öğrenim gerek çalışma hayatlarında aynı sıkıntıları yaşarlar. bazı yırtık olanları da, çok sivrilip bir şeyler ürettiğinde ya oraya buraya sürerler, ya onların yaptığı iyi işleri yönetici takımı kendilerine mal edip, üretken beyinleri küstürürler. leylek sürüsünün peşinden koşup yakın dostları tarafından gezgin olarak tanımlanan yıldıray lise de koleksiyonu kusursuz hale getirmekle meşgul… tribünden de ses çıkmaya başladı, henüz fısıltı halinde ama olsun… işte tribün sessizliğinin en büyük nedeni de bu söz belki…

gökçer erdem: şöyle bir makaleye rastlamıştım:

https://www.solaunitas.com/index.php/tr/makaleler/item/311-muekemmeliyetciligi-hafifletmenin-5-yolu