138

ludwig wittgenstein ‘dehanın ışığı, başka, doğru-düzgün bir insanınkinden daha çok değildir. ama deha, bu ışığı belli türden bir mercekle yakıcı bir noktada toplar’ dediğinde 1940’tı… ben bizzat duymadım, ama, yazılanlardan alıntıladım. daha pek çok şey söylemişti elbette (bunların bazılarını önümüzdeki günlerde paylaşacağım)… ancak, şuna bi’ bakmanı öneririm ‘hayranlık zavallı bir şeydir, çarpık bir şey. çoğunlukla, ‘hayran’ olunan, sahte bir büyüklük görünümü içindedir; ‘hayran’ olan da, yanlış bir küçüklük duygusu içinde…’ 52. nota bir bakmanı öneririm: “atölye’de iki şeyle baş etmemiz gerekiyor: ‘ben her şeyim’ ve ‘ben hiçbir şeyim…’

bu alıntılardan nasıl bir noktaya ulaşmaya çalışıyorum? lafı dolandırmadan söyleyeyim; ‘ama hocam o çok zeki, o çok yetenekli, o çok yaratıcı’ kestirmeciliği ve tembelliğine çakmaya çalışıyorum. ‘o öyle, tamam; ama, sen niye değilsin’ sorusunu sormaya çalışıyorum. cenap şahabettin’in ‘yüksek tepelerde hem yılana hem kuşa rastlanır. biri sürünerek, diğeri uçarak yükselmiştir’ alıntısını da ekleyeyim ki, tam olsun (bkz: 39. not)…

wittgenstein’ın formülü açık: ‘ışığı yakıcı olabilecek şekilde bir noktada toplamak!’ bunun için niyet etmek ve üşenmemek gerek (atölye’de sıkça dillendirdiğimiz gibi ‘üşenenin oğlu-kızı olmazmış!’ de’mi fırat?)… niyet eksikliği, ödleklik, umursamazlık, üşengeçlik ve ulu tembellik… asıl savaşımımızı bunlarla vermemiz gerek; de’ mi fırat?

bi’ ara kendimi kaybettim sanırım… uzatmayayım, bitireyim en iyisi…

• • •

yıldıray lise: 😉 ışık doğu’dan yükselir…

kamil renan: hocam gençlerin aklına karpuz kabuğu düşürmeyeydin bence… mazallah evi barkı yakarlar, neme lazım!