139

temel aksoy, blog yazısında ‘marka insan zihninde yaratılan anlamdır’ diyor. şimdi gel sen bunu eski kuşak üreticiye anlat. adam diyor ki, ‘şu kadar metrekare kapalı alanım, şu kadar bayim, şu kadar araçtan oluşan dağıtım filom, yıllık şu kadar üretimim, şu kadar satışım var, 50 yıllık mazim; şu kadar boyum, türlü türlü huyum var… o zaman ben markayım!..’ marka konusunu sağa sola anlatmaya çalışan meslek erbabı da ‘hayır sen marka değilsin’ deme densizliğini gösterip david ogilvy ustanın lafını çot diye söyleyiveriyorlar ‘ürünler fabrikalarda, markalar zihinlerde yaratılır!..’ örneğin güven borça, pek çok sunuma kaynaklık eden ünlü marka sunumunda üzerinde marka simgesi olmayan gıcır gıcır bir spor ayakkabı ile kullanılmaktan paçoz olmuş, ama, markalı bir spor ayakkabısının fotoğraflarını (resim değil) yan yana koyarak anlatmaya çalışıyor bu durumu… daha da ileri gidenler ‘marka değeri tümüyle psikolojik bir değerdir’ diyerek altın vuruşu indiriyorlar.

eminim ki sen tüm bunları daha incelikli sözlerle söylemenin bir yolunu bulursun. önerim müşterilerine şunu iyice belletmen; ‘markalar zihinlerde yaratılır. bunun için de iletişim gerekir’ demen… pazarlama hedeflerine uygun, etkin, üretken, çeşitlenebilir bir iletişim sürecine… adım adım hedefe yürüyen, her adımı bir öncekininden beslenen ve bir sonrakini destekleyen bir süreçten söz ediyorum.

evet fırat; haklısın… ‘şeytan marka giyer…’

• • •

yıldıray lise: 😉 bir de kamil renan beyci’m gibi 100’süz notların (bence başlı başına bir marka oldu) içinde marka olanlar var sobacım.

kamil renan: bana kullandığın markaları söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim… 🙂 ben ayakkabılarımı hep pazardan alırım örneğin. üstelik logolusunu! aklımı seveyim.