142

muhterem ilgüner ‘türkiye’de marka yaratma ve yaşatmanın altın kuralları’ kitabında (2006) ‘marka ciddi bir iştir. günü kurtarmak için değil yarını inşa etmek için yaratılır ve yaşatılır’ diyor.

90’lı yıllarda foto muhabirleri derneği’nin lokalinde otururken (zafer çarşısı’nın üstünde kocaman bir mekandı… sonradan giysi satan ucuzcu mağazalardan birine dönüştü), bir dost, ilginç bir öykü anlatmıştı. pekçok iyi adam gibi içer’den çıktıktan sonra paramparça olmuş yaşamını toparlamak, bu arada karnını doyurmak için bir kıyı kentinde lokma yapıp satmaya başlamıştı. üç-beş kuruş kazanabilmek için attığı bu adım, dalga dalga yayılmış, lokma büfeleri açılmaya başlamıştı (simit kafeleri ve çiğköfte dükkanlarını düşün; aynen öyle)… adı ise girişimle uyumluydu: ‘gırgırına lokma…’ şimdilerde ne yapar, lokma büfeleri yaşar mı bilmiyorum, ama, en azından bir dönemin markası böyle doğmuştu: ‘gırgırına…’

bir apple fanatiği olabilirim, ama, sen bakma görsele… bu yazıda apple’dan, vw’dan, harley davidson’dan, nike’tan, adidas’tan, mcdonalds’tan ya da ağaoğlu’ndan söz etmeyeceğim (ağaoğlu’nu tarihçilere bırakıyorum)… onun yerine sana ‘uzun saçlı’yı anlatacağım… perşembe’de (ordu), bir yol kenarı dükkanında yöresel ürünler satan, ama, ününü demlediği çaylardan alan bir adam… tahmin edebileceğin gibi uzun saçlı… hakkında bol miktarda anlatı, söylence bulunan, bunları ekşi sözlük’te görebileceğin bir adam… çay servisini dükkana erken gelene veren, bu arada, devlet erkanını bile (!) bekleten bir adam… yolun düşerse, mutlaka uğrayıp bir çayını iç derim. keyfi yerindeyse çay üzerine esprilerini de dinlersin… en azından, nefis bir çay içersin…

dükkanın tabelasını ve ‘uzun saçlı’yı ayna karede gördüğümde farkettim; saç dökülebilen bir şey… bu nedenle değişimi neredeyse kesin olan bir simgenin, kavramın üzerine marka inşaa edemezsin. tahmin edebileceğin gibi, uzun saçlı’nın saçı önemli ölçüde dökülmüştü. uzun, sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir ömrü olmasını dilerim…

bir başka örnek de ‘budakaltı…’ bunun öyküsünü bir başka yazıda anlatırım fıratcı’m…

• • •

yıldıray lise: 😉 budak sokak 6 numarada kurulduğu için “budakaltı.” ama şimdi o adreste değil diye biliyorum.

kamil renan: budakaltı’nı biliyorsun da, şu bizim kavurmacıyı bilmiyorsun gezgin leylek gözlemcisi yıldıray beyciğim… 🙂