144

reklam atölyesi’nin duvarlarında yankılanan pek çok söz oldu… ‘kelebek olmadan önce tırtıl olmak zorundasın’ da bunlardan biriydi. kimin söylediğini anımsamıyorum, hangi dönem(ler)de söylendiğini de… dostlardan biri bunun kaynağını anımsarsa uyarır, değiştiririm diye düşünerek ‘reklam atölyesi‘ne adresleyerek paylaşıyorum (böyle birkaç laf daha var).

birden bire kelebek olmayı istemek yalnızca günümüzün sorunu değil… ben henüz öğrenciyken de öyleydi… hepimiz büyük gazeteciler, köşe yazarları, televizyon yıldızları ya da yönetmenler olarak gelmiştik okula… her birimizin köşe yazarı olamayacağını anlamamız zaman aldı… sonra yönetmen yardımcısı, kamera asistanı, muhabir ya da (benim yaptığım gibi) ‘sayfa sekreteri’ (sayfa tasarımcısı) olmayı kabullendik. evet aramızdan büyük köşe yazarları, televizyon yıldızları, sinemacılar, önemli gazeteciler çıktı. ama, sanırım ‘kelebek olmadan önce bir süre tırtıl olmamız gerektiğini’ anlamamız zaman aldı.

reklam atölyesi kurulup kendi fiziksel koşullarını geliştirip kendi atmosferini yaratırken de karşılaştım aceleci kelebek adaylarıyla. büyük olasılıkla karşılaşmayı da sürdüreceğim; giderek artan bir ivmeyle… son zamanlarda sıklıkla dillendirdiğim ‘çocuğun olsun istiyorsun, ama, terlemeyi göze alamıyorsun’u söylemeyi sürdüreceğimi de biliyorum. ya da ‘ödülü kaldırmayı düşlüyorsun, ama, ödül kazanacak işi yapmaya niyet etmiyorsun’u…

fıratcı’m üzgünüm ama, böyle… ilk işinle altın aslan almayı düşleyebilirsin; ancak, bu çok küçük bi’ olasılık… sözcükleri öğrenmeden yazamazsın, emeklemeden koşamazsın…

can baba’ya bir selam yollayarak ‘düşlerinde bile göremez işler / düşlerin gördüğü işleri’ dizelerindeki ‘işler’ sözcüğünün üzerine iyice basıp altını en kalın kalemle çizerek bitiriyorum lafımı…

• • •

yıldıray lise: 😉 tırtıl, kelebek… bunlar bizim işler sobacım.

kamil renan: hadi ya!.. sen de mi büyük gazeteci olmayı düşlüyordun hocam?