149

ludwig wittgenstein ‘okurun da yapabileceğini, okura bırak’ demiş 1948’de… felsefecinin yapabileceğini felsefeciye bırakıp (ruşen özgür özcan’a selam ederim), reklam öğrencilerine öneriler (irwin warren’ın yolundan gitmeyerek ‘öğüt’ dememeye çalışıyorum) çerçevesinde yaklaşacağım konuya… irwin warren’ın ‘yeni yetişen reklam yazarlarını eğitmekte kullandığımız 7 öğüt’ başlıklı yazısını her şeyi bulduğun internette bulabilirsin… sevgili haluk mesci çevirmiş… zamanın varsa ‘bir bak’ derim…

benim derdim ‘okuyucuyu oyuna dahil etmek’ üzerine… bundan sonra ‘okur’ yerine ‘tüketici’ diyeceğim… reklamı tasarlarken ‘tüketiciye takla attırmamak’ önemli bir nokta… tüketici yüksek matematik problemlerini çözmemeli elbette. ancak, reklamı oluştururken tüketicinin zekasına güvenmek, onun bulabileceği küçük oyunlar yapmak bi’ o kadar önemli… ürünün değilse bile reklamın mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlayabilir… çözülen her küçük problem, oynanan küçük oyunlar bu sonucu doğuracaktır büyük olasılıkla…

hem de bu yolla, reklam metinlerinin prospektüs metinlerine dönüşmesini de engellemiş olursun… ya da faaliyet raporu metinlerine…

not yayınlandı, blog yazısı ortalıkta yok be fırat… bunu hemen paylaşayım; dönerim sonra…

• • •

yıldıray lise: 😉 ruşen özgür özcan sahadan bekleniyorsunuz.

kamil renan: (…) öyle okuru pek kendi başına bırakmamak lazım. güdüleme yöntemlerini etkili kullanarak okuru güdülemeli diye nacizane düşünürüm. (…)