152

michel de montaigne ‘hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez’ derken, elbette yalnızca hedefe kilitlenen ve yolculuğu bir kabusa çeviren insanlardan söz etmiyordu. bir hedef belirlemek ve o hedefe giden yolda, yolun ve yolculuğun tadını çıkarmak çok önemli… naçizane önerim de bu zaten: yolculuğun tadını çıkarmak…

ben pek çok ilefli’ye tanıdık gelecek bir örnekten söz etmek istiyorum… yeni ilefli okuldaki çeşitli atölyeleri dolaşmaya başlar; film atölyesi’ne gider, radyoya, fotoğrafa, görünüm’e, reklama… eğer akademisyen olmayacaksa, bir mesleği tanımak, donanım edinmek adına doğru bir tavırdır bu… alanı görmek, temel kavramlarla tanışmak, iş görme biçimleri üzerine fikir sahibi olmak… çok önemli ve değerlidir benim için… anlatılabilecek çok sayıda örnek var… bir atölyede işe başlayıp zaman içinde düşlerine, dünya görüşüne, yapısına ve kariyer hedefine uygun bir başka atölyeye geçip başarılı olan çok sayıda öğrenci tanıyorum… doğru ve doğaldır bu… sonuna kadar desteklenmesi gerektiğine inanıyorum…

ancak, bu süreç şöyle gerçekleştiğinde sözün konusu olmaya başlar… öğrencinin fikri olmadığı gibi, cesareti de yoktur, sabrı da… en önemlisi niyeti yoktur… ‘en kolay, en kısa yoldan kesesini (neyse ki, ayakkabı kutuları konusunda hiçbir girişim olmaz bizde) dolduracak, en az terleyecek, en az sıkılacak, en az yorulacak işi seçmek’tir kimi zaman… hele ki üstüne bir de geçimsizse… serseri mayın gibi ortada dolaşır… sefil öğrenci milletine hiç bitmeyecekmiş gibi gelen üniversite yılları bittiğinde (ki biter, emin olun) bahane de hazırdır: ‘ilef’te hiçbir şey öğrenmedim!’

ne dersin fırat… bu arkadaş sana da tanıdık geldi mi? İsim vermeyelim lütfen…

• • •

100süz yorum
yıldıray lise: 😉 hedefe varmak mı, yolculuk mu daha önemli?

kamil renan: “hedefi olmayan, nereye nişan aldığını bilemez” derler…

• • •

100süz fıkra

dul bir kadın ergen oğlunu alıp çömlek ustasına götürmüş. demiş ki; ‘usta bu bizim oğlan yetim… başıboş bırakırsam kötü alışkanlıklar edinecek, haytanın biri olacak… senin yanında dursun; bi’ meslek öğrensin… hem de ben nerede olduğunu bilirim…’ iyi yürekli usta, gereksinimi olmadığı halde kabul etmiş. oğlan gelip gitmeye başlamış dükkana. ilk haftanın sonunda gelmemiş… ertesi gün de… onun ertesinde de… usta meraklanmış, kalkıp kadının evine gitmiş… kapıyı kadın açmış. usta durumu anlatmış. kadın; ‘ustam duymadın mı? bizim oğlan dükkan açtı; çömlek yapıyor!’ usta merakla sormuş; ‘iyi de hanım… daha dün bir, bugün iki… ne öğrendi ki dükkan açtı?’ kadın şımarık bi edayla ‘ustam, zor değilmiş ki… çamuru alıp tezgaha çarka koyuyormuşsun… şöyle şöyle çevirip, böyle böyle şekillendiriyormuşsun…’ usta ellerini birbirine vurup ‘vay, köftehor… kendi öğrendiği yetmiyormuş gibi bir de anasına öğretmiş!..’