156

sevinç feyzioğlu ‘marka reklamı, albümdeki eski aile fotoğrafına benzer. iyi çağrışımlar yapıyorsa elinizden bırakmak istemezsiniz’ diyor ve ekliyor; ‘ben de iyice yüzsüzleştim…’ kastettiği, üçüncü 100’süz not elbette… sırasını bekleyen 2 not daha var… 🙂 bundan çok hoşnut olduğumu ilettim kendisine… çeşitli nedenlerle belirtmiştim; 100süz notların imece yoluyla çoğalması büyük bir mutluluk veriyor bana… sevgili renan’ın deyimiyle ‘tribündekiler’e bir selam çakıp (durumdan bir vazife çıkarırsın artık) ‘marka reklamı’na dokunalım bakalım.

bazı reklamlarla yeniden karşılaştığımızda, eski bir dostu görmüş gibi olmanın 2 nedeni var kanımca. ilki, eski (güzel) günlere duyulan özlem… küçük prens’i en çok çevrilen kitap olmasının nedenlerinden biri de bu bana göre: ‘kaybedilen çocukluğa duyulan özlem…’ ikinci nedense, o reklamların ruha ve akla dokunan reklamlar olması… geniş kitlelere seslenen, insanlarla ‘temas eden’, zaten hedef kitlede var olan samimi bir duyguya ya da düşünceye sesleniyor olması… bizans’ta ‘insight’, bahtı kara ankara’da ‘içgörü’ diyorlar buna…

seslenilen duygu ya da düşüncenin evrensel ve kadim olması, eskimeyecek olması, reklamda kullanılan tekniğin iz bırakması gibi pek çok özellik sayabiliriz elbette… bu nedenle, eski, kültleşmiş reklamları böyük yazın yapıtlarına benzetirim… don quijote’tan ya da moby dick’ten sonra da çağ dönümü yapıtlarının yazılmış, çizilmiş, boyanmış, çekilmiş olmasını da bu noktalara bağlarım…

yazılacak başka not yazıları da var fıratcı’m… bana müsaade…

• • •

100süz yorum
sevinç feyzioğlu: ve yaşınız ilerledikçe o fotoğrafa daha sık bakarsınız.

yildiray lise: arada hatırlatanlar da olur. 😉

kamil renan: her hayat bir romandır. her marka da yaşamında türlü öyküler barındırır. bu kimi zaman başarı öyküsüdür kimi zaman da markalaşma. batma öyküleri de var ama onları kimse sevmez. ama hepsinin ayrı hikayeleri vardır en anlatılası. bunu yapan pek çıkmaz. ben bunu bir iki kez yapmaya çalışanlardanım. sayın sevinç feyzioğlu “akbank” reklamını hatırlarsınız sanırım. bu sözünüz bende hemen o reklamı çağrıştırdı. gezgin koleksiyoner sayın yıldıray lise’ye de hatırlatayım dedim. “akbank’tan mı geliyorsun muhterem. yok ben akbank’tan geliyorum. haaa ben de akbank’tan geliyorsun sanmıştım.” sayın melissa mey’i kalıcı olarak düşünüyordum. yine mi yanıldım? derya öztürk’e de halı rüşveti sunmazsan sahaya inmiyor. müzmin muhalif kombine bilet mi aldı acaba tribünden inmiyor? yoksa tribünden her yeri gözlemleyebilme avantajını mı kullanıyor? herkese bulaştım sanırım. oh dilim şişmişti rahatladım….tribündekiler de dahil olmak üzere herkese hörmet ederim. hürmet olarak okuyanlara da hörmet ederim.

• • •

100süz fıkra
çocuk aile albümüne bakarken adamın sandalyede oturduğu, kadının ayakta durduğu bir fotoğrafta duraklamış. babasına ‘bunlar kim’ diye sorunca adam; ‘annenle ben’ diye yanıtlamış. çocuk şaşkın bir biçimde ‘peki sen otururken, annem niye ayakta?’ adam, ‘yavrum bu fotoğraf evlendiğimiz günün ertesindeki sabahta çekildi. ne bende ayakta duracak, ne annende oturacak hal vardı!..’