159

roger enrico ve jesse kornbluth ‘kola savaşı nasıl kazanıldı’ isimli kitapta (1987) ‘iyi, çok yetenekli insanlar, sadece kendilerine saygı gösteren ve inandıkları, iyi yöneticiler için çalışırlar’ diyorlar.

reklamcılıkta henüz emeklediğim günlerde bir iş görüşmesi için kent mobilyaları üreten dokap’a gitmiştim. anap dönemi ve belediyelerin artan gelirlerinden burada söz etmeyeceğim. paylaşacağım şey, duvarda ilgimi çeken bir yazıydı: ‘iyi bir şirketin iyi çalışanları vardır.’ dokap iyi bir şirket miydi, iyi çalışanları var mıydı; bilmiyorum. halen çalışıp çalışmadıklarını da… duvarda gördüğüm yazısı ise hiç unutmadım; pek çok iş ortamında da dillendirdim…

30 yıldır iletişim alanında çalışıyorum. çalışma koşullarının iyileştiğini hiç görmedim… bu süre içinde iletişim mezunlarının çalışma alanının nasıl daraldığını, çalışma koşulları ve ilkelerinin nasıl aşındığına üzülerek tanık oldum… sınıfta sıklıkla dillendirdiğim (daha önce de 100süz notlar’da yazdığım) ‘en iyileriniz iş bulacak; çünkü iyi olacaklar. bir de en kötüleriniz iş bulacak, çünkü, kimsenin kabul etmeyeceği koşullarda çalışmayı kabul edecekler. orta kesimin iletişim alanında şansı yok. onlar da bankacı, sigortacı olacak’ sözü buna işaret ediyordu. türkiye’nin sömürgeleştirilmesi sürecinde, iletişim çalışanlarının koşullarının daha iyiye gideceğine inancım hiç yok.

ayrıca 1 mayıs işçi ve emekçiler bayramı’nı anarken kullandığım sözün, kapitalizmin bayrağı ‘kola’nın anlatıldığı bir kitaptan seçilmesi ne kadar da ironik; de’ mi fırat?

• • •

rosa luxemburg 1 mayıs’ın doğuşunu şubat 1894’te bak nasıl anlatmış:

bir proleter bayram gününü, sekiz saatlik iş gününü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez avustralya’da doğdu. avustralyalı işçiler, 1856′da sekiz saatlik işgünü lehinde gösteriler yaparak, toplantılar ve eğlenceler düzenleyerek, hep birlikte bir günlük iş bırakmaya karar verdiler. bu kutlamanın yapılacağı gün olarak da 21 nisan tarihi saptandı. avustralyalı işçiler bu kararı, yalnızca 1856′da uygulamaya niyetlenmişlerdi. ama bu ilk kutlamanın avustralyalı proleter kitleler üzerinde çok büyük etkisi oldu, onları canlandırıp yeni bir heyecana yol açtı ve bu kutlamanın her yıl tekrarlanmasına karar verildi.

gerçekten işçilere, kendi kendilerine kararlaştırdıkları bir anda, kitle halinde işi bırakmaktan daha fazla cesaret ve kendi gücüne güven duygusunu ne verebilirdi? fabrikaların ve atölyelerin ebedi kölelerine, kendi öz birliklerini toplamaktan daha fazla ne cesaret verebilirdi? böylece, proleter bir kutlama günü düşüncesi hızla benimsendi ve avustralya’dan diğer ülkelere yayılmaya başladı, ta ki sonunda tüm proleter dünyayı fethedene dek.

avustralyalı işçilerin örneğini ilk izleyen amerikalılar oldu. 1886′da 1 mayıs’ın evrensel bir iş bırakma günü olmasına karar verdiler, 1 mayıs’ta 200 bin amerikalı işçi iş bıraktı ve 8 saatlik işgünü talebinde bulundu. daha sonra uygulanan polisiye ve yasal baskılarla, işçilerin bu ölçekte bir gösteriyi tekrarlaması birkaç yıl engellendi. yine de 1888′de bu yolda yeniden karar aldılar ve gelecek gösterinin 1 mayıs 1890′da olmasını kararlaştırdılar.

bu sırada avrupa’daki işçi hareketi de güçlendi ve canlandı. bu hareketin en güçlü ifadesi, 1889′da toplanan uluslararası işçiler kongresi oldu. 400 delegenin katıldığı bu kongrede, sekiz saatlik işgünü talebinin en başta yer alması gerektiği yolunda karar alındı. bunun üzerine fransız sendikalarının temsilcisi, bordeaux’lu işçi lavigne, bu talebin tüm ülkelerde evrensel bir iş bırakma ile dile getirilmesini teklif etti. amerikan işçilerinin temsilcisi, yoldaşlarının 1 mayıs 1890′da grev yapılması yolunda aldığı karara dikkat çekti ve kongre bu tarihte uluslararası bir proletarya gününün kutlanmasına karar verdi.

otuz yıl önce avustralyalı işçiler, aslında yalnızca bir günlük kutlama düşünmüşlerdi. kongre, tüm ülkelerin işçilerinin, 1 mayıs 1890′da sekiz saatlik işgünü için, hep birlikte gösteriler yapmasını kararlaştırdı. kimse bu kutlamanın daha sonraki yıllarda da tekrarlanmasından söz etmedi. doğal olarak, kimse, bu düşüncenin bir şimşeğin çakışı gibi başarı kazanacağını ve işçi sınıfı tarafından kısa zamanda benimseneceğini önceden göremezdi. bununla birlikte, 1 mayıs’ın her yıl kutlanacak sürekli bir kurum haline getirilmesinin gerekliliğini herkesin kavraması ve hissetmesi için,1 mayıs’ın yalnızca bir kez kutlanması yeterli oldu.

ilk 1 mayıs’ta sekiz saatlik iş gününün uygulanması talep edildi. ama bu hedefe ulaşıldıktan sonra da, 1 mayıs’ın kutlanmasına son verilmedi. işçilerin burjuvazi ve egemen sınıf karşısındaki mücadelesi devam ettiği sürece, ve tüm talepleri karşılanmadığı sürece, 1 mayıs, işçi sınıfının bu taleplerinin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. ve daha iyi günler doğduğunda, dünya işçi sınıfı kurtulduğunda, büyük bir olasılıkla insanlık o zaman da 1 mayıs’ı, geçmişte verilen zorlu mücadelelerin ve çekilen acıların anısına yine kutlayacaktır.

kaynak: http://dunyalilar.org/1-mayisin-dogusu-rosa-luxemburgun-kaleminden.html

• • •

100süz yorum
yıldıray lise: günaydın sobacım. bayramımız kutlu olsun! “sadece” biraz zor, zorunda kalıp çalışılan durumlar oluyor. en verimli ve yaratıcı olarak “iyi yöneticilerle” çalıştıkları bir gerçektir. 😉

kamil renan: ben bu gün yorum yazmayacağım…

• • •

100süz fıkra
adam sperm sayımı yaptırmak için sgk anlaşmalı bir özel hastaneye gitmiş. eline bir plastik kap ile iyice pörsümüş bir erkek dergisi verip kabinlerden birine geçmesini istemişler. adam söylenilen kabine yürürken, diğer kabinlerden birinde seksi bir hemşirenin bir adama oral seks yaptığını görmüş. hışımla bankoya yönelip bu çifte standardın nedenini sormuş. bankodaki görevli ‘beyefendi, o adam sgk’lı değil ki; özel sigortalı’ demiş.