160

‘istemeyen, hiçbir şey elde edemez’ deyimini bi’ zamandır yazmayı istiyordum. aslında bu yazı ‘istemek’ ve ‘gereğini yapmak’ üzerine olacak… o zaman; şöyle de söyleyebiliriz: ‘düşlemek’ ve ‘gereğini yapmak!..’

adamın biri piyangodan büyük ikramiye çıkması için habire tanrıya yalvarırmış. melekler bu yakarışa dayanamayıp huzura çıkmışlar ve ‘siz her şeye kadirsiniz. n’olur şu adama bi’ büyük ikramiye çıksa… yakarışından uyuyamıyoruz… o kadar!’ demişler. tanrı ‘çıkartacağım çıkarmasına da, bilet almıyor ki pezevenk!..’

işte tam da böyle bir kuşakla karşı karşıyayız… bir uluslararası reklam ajansında reklam yazarı olarak çalışmayı, iki ayın sonunda junior yazar, 6 ayın sonunda senior yazar olmayı isteyen bir kuşak… henüz stajyerken kristal ya da altın aslan almayı, senior olduğunda kuzeyde voktasını yudumlarken eurobest’e uzanmayı düşleyen bir kuşak… peki… bu arkadaşım, bir reklam ajansında staja başlamak için gerekli olan temel ödevleri yapmaya niyetli mi sence fırat? yoksa, düşlemek yetiyor mu?

basitçe ifade edeyim: büyük ikramiyenin çıkabilmesi için öncelikle bilet alman gerekiyor arkadaşım… değilse, tanrının bile yapabileceği bir şey yok!.. filmi geriye sararsak; eurobest’ten, cannes’dan, kristal elma’dan önce, bir reklam ajansında bir sandalyeye gereksinimin var… yalnızca oturmak için değil ama… kıçından akacak terle ıslatmak için…

öperim gözlerinden…

• • •

100süz yorum
yıldıray lise: isteyenin bir yüzü kara, istemeyenin iki yüzü… 😉

kamil renan: şöyle söyleyebilir miyiz; “sahada olmak için tribünde olmamak gerekir!..” arz… hörmet…

• • •

100süz fıkra
dünyanın en üşengeç adamı (ironik ya) balık tutmayı çok severmiş. ama, parmağını kımıldatmaya niyeti olmadığından bu zevkten mahrum kalırmış. aklı ileri bir arkadaşı; “dostum” demiş; “evlensen… bi’ çocuğun olsa… biraz büyüdüğünde birlikte balığa gitseniz… o balık tutsa; sen seyredip zevkini çıkarsan?” üşüngeç mırıldanmış; “iyi de bilader, ben ner’den bulacağım hamile kadını!..”