161

reklam atölyesi’nin eski zamanlarından bir sözle karşındayım yine: ‘fikrinize hülya koçyiğit gibi anne değil, erol taş gibi baba olun.’ hülya koçyiğit ve erol taşın kendi kimlikleri değil, filmlerinde canlandırdıkları kimliklerine dayanan bir söz olduğunu açıklamama gerek yok sanırım. reklam atölyesi’nin 10-15 yıl öncesinde söylenmiş olduğunu tahmin ettiğim bir söz. filmlerde canlandırılan karakterlerin geçmişleri ise daha eskiye dayanıyor (bu lafı da kıçından anlamaya eğilimli dostlarımın varlığı nedeniyle yapıyorum bu açıklamayı… değilse, sen anlamışsındır zaten)…

bu sözü reklam atölyesi’nde ilk kez dillendiren arkadaşım ‘fikrinize aşık olmayın’ demeye çalışıyordu büyük olasılıkla… aşık olup kusurlarını görmekten vaz geçmeyin de… ‘fikrine aşık olma’ hali yalnızca o dönemin sorunu değildi… bugün de var; yarın da olacak büyük olasılıkla… bugün ben, yarın bi’ başkası bu uyarıları yapmayı sürdüreceğiz… ‘fikrinizi hiçbir açığı kalmayacağı ana kadar hırpalayın; eksiğini gediğini giderin’ diyeceğiz… anlaşılıp anlaşılmadığını da zamanla göreceğiz…

o muhteşem yüzyılın muhteşem fikri gibi gelen şeylerin birkaç ay içinde çöp olacağını ben biliyorum… sefil öğrenci ise, cansiperane savunduğu fikri çöp tenekesine yollarken anlayacak bunu… yüzlerce kez yaşadım; yine yaşayacağım…

he’ mi fırat?

• • •

100süz yorum
yıldıray lise: bence anne veya baba diye ayırmaya gerek yok. Fikrinizin arkasında durup savunmak yeterli olur. 😉

yaşar uçar: fikrinize çocuğunuz gibi sahip çıkın, fahişe gibi pazarlamayın…

kamil renan: fikrin sadri abisi olsak da; “ah müjgan, bu da mı gol değil ha, bu da mı gol değil?” desek nasıl olur sayın yıldıray lise? sahada yeni yüzler görüyor pek memnun oluyorum. sayın ruşen özgür özcan umarım sahada kalıcı olursun. tribündekiler de dahil olmak üzere herkese hörmetler ederim.

• • •

100süz fıkra
pijamasının üzerine yağmurluğunu geçirmiş adam sırıksıklam bir biçimde pastaneye girmiş ve “bana 2 poğaça” demiş. zevzek pastaneci “bu yağmurlu pazar sabahı eşinizle yatakta kahvaltı edeceksiniz ha!” deyince adam diklenmiş; “eşimle olduğunu ner’den çıkardınız. belki annemle kahvaltı edeceğim!..” pastaneci bilgiç bir tavırla parmağını oynatarak “anneniz olsaydı, sizi bu yağmurda buraya göndermezdi!..”