164

nil baransel ‘eli acıman’ isimli kitabında (2003) j. walter thompson’dan john scott‘ın bir sözünü aktarır: ‘reklam basit bir iştir. bunu asla unutmayınız! çünkü her zaman böyleymiş gibi görünmez. işin içine daha çok insan ve daha çok para girdikçe, reklamcılık daha karmaşıkmış gibi algılanır. ancak reklamcılıkta -her ne kadar bitmez tükenmez toplantılar, konferanslar, sunumlar, odak grupları, araştırma değerlendirmeleri, medya analizleri, yönetimsel görüşmeler ve strateji geliştirme oturumları yapılırsa yapılsın- sonunda her şey basit tek bir noktada düğümlenir; birisi oturup reklamı yazar.’

bu alıntıya bakarak reklamcılığın çok kolay bir iş olduğunu düşüneceğini sanmam… hele ki ismail inan’ın 128. notta yer alan ‘reklam yazarı mesaisini aynı anlamı daha kısa cümlelerle aktarmanın yolunu aramakla geçirir’ ifadesini okuduysan… ismail’i o notun yazısında anlatmıştım; burada yinelemeyeceğim…

çok zamandır reklam atölyesi öğrencilerini ‘yalın olanın gücü’ne inandırmaya çalışıyorum…

de’ mi fırat?..

• • •

100süz yorum
yıldıray lise: “cümle alem” iyi bir hedef kitle tanımı olmuş. 😉

servet gürel: iki cümle çok. itirazım var yine.

ilyas koç: çok şey anlatan hiç cümlesizler de var.

servet gürel: ya da hiç uğraşmayalım kelimelerle, cümlelerle… işi bana ver grafikle bitirelim sorunu.

kamil renan raporlu olduğu için günlük yorumunu yayınlayamıyoruz.

• • •

100süz fıkra
adamın biri bir gün ingiltere’ye gezmeye gitmek istemiş. ingilizce bilmediğinden arkadaşına sormuş: “yahu ben onlarla nasıl anlaşacağım?” arkadaşı da: “bak konuştuğun her cümlenin sonuna ‘ing’ koy, onlar senin ne demek istediğini anlarlar” demiş. adam ingiltere’ye gitmiş ve soluğu bir kafede almış. arkadaşının taktiğini uygulamaya başlamış ve garsonu çağırmış: “sen bana bir çay getirebiling?” demiş. garson çayı hemen getirmiş. adam demişki: “bak, ben ne güzel ingilizce konuşuyoring değiling?” diye sorunca garson lafı yapıştırmış: “ben türk olmaying, b.k içerdin çaying!..”
www.fikramasasi.com