2015-Zaman

‘Küçük Prens’in Büyük Prensleri

İlyas Koç

8 Şubat 2015

Dünya edebiyatının en önemli eserleri arasında gösterilen ve 140 milyondan fazla satan Küçük Prens’in gizemi ne?

Kitabın yazarı Fransız pilot Antoine de Saint-Exupéry, eserinin tüm dünyada 260 farklı dil ve lehçeye çevrileceğini bilseydi neler hissederdi? Küçük Prens, kimilerinin dediği gibi ‘çağımızın Mesnevisi’ mi ya da çocuklar için değil ‘büyüdükçe kirlenen’ yetişkinler için yazılmış modern bir masal mı? Bu soruları daha da uzatmak mümkün. Ancak telif hakkı süresinin kalkması ile birlikte sadece Türkçe’de, daha bir ay bile dolmadan 30 farklı yayınevi kitabı basınca, bu ilginin sebebini yıllarını Küçük Prens koleksiyonu yapmaya vermiş iki isimle konuşmak istedik.

Ankara Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mehmet Sobacı ve doğa koruma konularında çalışan uzman biyolog Yıldıray Lise, dünyadaki sayılı Küçük Prens koleksiyonerlerinden. Yıldıray Lise’nin koleksiyonunda 500’e yakın Türkçe ve diğer dillerde yayınlanmış Küçük Prens var. Bunların 216 tanesi farklı dil ve lehçede. 20 yıllık koleksiyon geçmişi olan Mehmet Sobacı’da ise kitabın 823 baskısı buluyor. Bunların 145’i farklı dil ve lehçelerde. Lise’nin koleksiyonundan farklı olarak Sobacı, yayınevlerinin bütün baskılarını da tek tek topluyor.

İki koleksiyonda da birbirinden ilginç Küçük Prens’ler yer alıyor. Türkçede basılmış ilk nüshalardan tutun Kürtçe çevirilere, T9 diliyle yapılmış çevirilerden aynadan okunabilen ters yazılmış çevirilere, üç boyutlu mini çevirilerden en küçük ebatta basılmışlara kadar akla hayale gelmeyecek birbirinden ilginç onlarca Küçük Prens…

Yıldıray Lise, sadece Arjantin’de konuşulan Toba dilinde İncil’den sonra basılan ikinci kitabın Küçük Prens olduğunu söylüyor. “Mali’de yerel bir dil olan Bambaracada basılmış Küçük Prens, kitabın kapağına siyahi olarak çizilmiş. Demek ki benimsemişler. Yine Arjantin’de bir hapishanede mahkûmların gardiyanlar anlamasın diye kendi aralarında oluşturdukları özel bir dil oyunu var. Gaso denilen bu dilde bile baskısı yapıldı. Bu çeviri de benim için çok değerli.” diyor.

Mehmet Sobacı ise kendisi için en özel nüshanın şu anda üniversite öğrencisi olan kızının 14 yaşındayken kendi çizip yazdığı Küçük Prens olduğunu belirtiyor.

Peki, Küçük Prens’i bu kadar şöhretli kılan ve insanlara sevdiren nedir? Mehmet Sobacı, bu sorunun cevabını oldukça yalın bir şekilde aktarıyor: “Ben Küçük Prens’in kaybedilen çocukluğa güzelleme olduğunu düşünüyorum. Zaten kitaptaki tipler de bunu ortaya koyuyor. Kitap, asıl zenginliğin, asıl özgürlüğün, asıl mutluluğun ne olduğuna dair pek çok şey söylüyor.” Sobacı, yaygın kanaatin aksine Küçük Prens’i bir çocuk kitabı olarak görmüyor: “Hatta on beş yaşından önce asıl tadının bulunmayacağını düşünüyorum. Bence insanların on beş yaşından sonra ve her yıl okuması gereken bir kitap. Dolayısıyla modern bir masal ya da yalınlaştırılmış bir felsefeye giriş kitabı olarak değerlendirilebilir.”

Yıldıray Lise de Küçük Prens’in büyükler için yazılmış bir masal olduğu görüşüne katılıyor. “Çizimler olduğu için belki çocuklara hitap ettiğini düşünüyoruz ama esasında büyüklere çok şey anlatıyor. Bizim tuhaf olduğumuzu anlatıyor. “1943’te ilk yayınlandığında Amerikan basınında yer alan bir ilanda ilginç veriler var. Yüzde 100 diyor ki çocuklar için yazılmış bir kitap değil. Yüzde 100 diyor ki yetişkinler için yazılmış bir kitap değil. Yüzde 100 diyor ki bu kitap benim için.” şeklinde konuşuyor.

Hedefte Müze kurmak var

Halihazırda Türkiye’de 40’a yakın Küçük Prens koleksiyonu yapan kişi var. Lise ve Sobacı’nın en büyük hayali bütün koleksiyonerleri ilk olarak sanal bir müzede sonra da gerçek bir müzede bir araya getirmek. Müze projesini Mehmet Sobacı şu şekilde anlatıyor: “Müzede, her bir koleksiyonerin kendi galerisi olacak. Yani birisi Yıldıray’ın galerisine girdiği zaman onun tüm kitaplarını birtakım künye bilgileri ile beraber görebilecek. Aynı zamanda her bir dilin de bir galerisi olacak. Böyle olduğunda çoğul bir şey ortaya çıkacak. Bunu kendi adıma çok önemsiyorum. Ayrıca her bir dil için ses dosyaları da yüklemeyi düşünüyoruz.”

Koleksiyonerler hakkında herkesin merak ettiği soru hemen hemen aynıdır: “Bu kadar nadide parçayı nasıl topladınız?” Mesele bir kitabın farklı dillere çevrilmiş baskılarını toplamak ise dünyayı gezen eşten-dosttan yardım almamak mümkün değil. Yıldıray Lise, koleksiyonunun büyük oranda bu şekilde oluştuğunu aktarıyor. Ayrıca, Küçük Prens koleksiyonerlerinin çok iyi bir iletişim ve paylaşım halinde olduğunu aktarıyor: “Küçük Prens’in felsefesine uygun düşecek şekilde bizim öyle çekememezliğimiz yok birbirimize karşı. Hatta koleksiyona yeni başlayan arkadaşlara Sobacı’yla birlikte birer tane hediye ediyoruz. Zaten ikinci kitap olunca koleksiyon başlıyor. Benim koleksiyonuma 85 kişinin katkısı var.” Mehmet Sobacı ise koleksiyonuna katkı veren insan sayısının 250’yi geçtiğini belirterek “Ben onlara ‘Küçük Prens Dostları’ diyorum. Bunlar arasında öğrencilerim de var, üniversitenin eski rektörü de. (Felsefe Hocası) Ionna Kuçuradi, Küba’dan bir arkadaşım aracılığıyla bana bir kitap getirmişti. Kitabı kim getirdiyse Küçük Prens Dostu olarak onu kaydediyorum. Bir gün biz koleksiyonu başka ortamlarda paylaşmaya başlarsak o kişinin ismi de o ortama taşınmış olacak.”

‘Diktatör tartışması anlamsız’

Küçük Prens, kitabının Türkçe edisyonlarında yıllardır süregiden canlı bir tartışma var. Yazar, Küçük Prens’in yaşadığı B-612 adlı asteroidin ilk olarak 1909 yılında bir Türk gökbilimci tarafından bulunduğunu, bu bilim adamının buluşunu uluslararası astronomi kongresinde anlattığını ancak kıyafetleri eski olduğu için itibar görmediğini aktarıyor. Sonrasında ise orijinal metinde geçtiği şekliyle bir Türk diktatörün halkını idam cezasıyla korkutarak kıyafet devrimi yaptığını, aynı bilim adamının bu kez çağdaş kıyafetlerle kongreye gittiğinde görüşlerinin kabul gördüğünü aktarıyor. Türkçe çevirilerde “diktatör” ifadesinin Atatürk’e yönelik bir “hakaret” olduğunu düşünen çevirmenler metnin aslına sadık kalmadılar.

Tartışmayı “tuhaf ve anlamsız” olarak niteleyen Mehmet Sobacı, “Benim hiç şikâyetim olmadı. Klasik giysiler içindeki astronoma bakışla modern giysiler içindeki astronoma bakış arasındaki fark Batı’nın kaypak yapısının göstergesidir.” diyor. Orijinal metne sadık kalınması gerektiğini belirten Yıldıray Lise ise çok farklı bir açıdan konuya yaklaşıyor: “O dönemde bu topraklarda bilim var, değerli. Ama Avrupalı sadece giysiden dolayı bunu kabul etmiyor. Bir önyargı eleştirisi var. Yine burada Türk astronomisinin önemi var. Küçük Prens’in yaşadığı B-612 gezegenini Türk bilim adamı buluyor. Benim için bu çok değerli.”

http://www.zaman.com.tr/pazar-yazi_kucuk-prensin-buyuk-prensleri_2276300.html