“Küçük Prens” Koleksiyoneri Mehmet Sobacı ile söyleşi

Küçük Prens, yılda en az bir kez okunmalı

Öncelikle sizi daha yakından tanıyabilir miyiz? Mehmet Sobacı kimdir?

Bu soruyu iki şekilde yanıtlayabilirim: Birincisi… 23 Nisan 1963’te Ermenek’te doğdum. Cumhuriyet İlkokulu ve Ermenek Lisesi’ni bitirdim. 1980′de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’na girdim; 1988′de Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümünden mezun oldum. Çok sayıda gazete ve dergide yayın tasarımcısı, çeşitli ajanslarda grafik tasarımcı, sanat yönetmeni ve yaratıcı yönetmen olarak çalıştım. 1993′te Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne öğretim görevlisi olarak döndüm. Halen fakültedeki çocuklarla “reklamcılık ve tasarım oyunlarını oynamayı” sürdürüyoruz. Tübitak Popüler Bilim Kitapları serisinin ilk kitaplarını tasarladım; çok sayıda kitap kapağına elim değdi. İLEF’in 1993-1995 döneminde yürüttüğü KATGEP’i (Karayolu Trafik Güvenliği Eylem Planı) hazırlayan ekibin bir içinde yer aldım.

Sedat Simavi Vakfı 1. Genç Gazeteciler Yarışması (1986, Mehmet Düztaş ve Turan Yılmaz ile birlikte) ve İzmir Karşıyaka Belediyesi İnsan Hakları Kısa Film ve Belgesel Yarışması’nda birincilik (1990, Gülsen Ülker ve Müfit Sakallı ile birlikte); 18. Kristal Elma Açıkhava Dalı Hizmet Kategorisi’nde ise başarı ödülünü (2006, Reta ekibi ile birlikte) kazandım. 1995′te kurulan Reklam Atölyesi’nin koordinatörlüğünün yanı sıra Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanlığı’nı yürütüyorum ve Reklam Kampanyaları, Reklamcılık Uygulamaları (I-II), Grafik ve Grafik Uygulamaları (I-II) derslerini veriyorum. Bir çocuk babasıyım.

Gelelim ikinci yanıtıma: Mehmet Sobacı “fıkra biriktiren bir karikatür kahramanıdır!” :) Küçük Prens kitapları biriktiriyorum. Bu ortamda yer almamın nedeni de bu…

Biraz önce bahsettiğiniz gibi, sizi Küçük Prens kitapları koleksiyonunuz ile tanıyoruz. Küçük Prens ile tanışmanız nasıl oldu?

Henüz 12 yaşındayken Ermenek’e, büyük olasılıkla sürgün olarak gönderilmiş bir Türkçe öğretmeni tanıştırdı beni Küçük Prens ile. Derste bölümler halinde okudu. Hemen ilçenin iki kitapçısına koştum, ama bulamadım. Bir sınıf arkadaşımın evinde vardı, Küçük Prens. Arkadaşımın abisi İngiltere’ye kaçmıştı politik nedenlerle. Ona bir İngilizce baskısını göndermişti. O kitabı elimde nasıl tuttuğumu bugün bile çok net anımsıyorum. Çok kıskanmıştım.

Küçük Prens Kitaplığı iki adama adanmıştır: İlki Salih Çağdaş’tır. Kitabı bize okuyan Türkçe öğretmeni… İkincisi ise üniversiteden… Bilgi Kaynakları ve Arşivcilik dersimize gelen, Sami Nabi Özendim. Gerçek bir beyefendi ve öğretmendi. Milli Kütüphane’nin kuruluşunda görev almış, yöneticiliğini yapmış; sonra da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda anılan dersi vermeye başlamıştı. Kitaplığım bu iki “adam”ın ismini taşır.

Küçük Prens, bir çocuk kitabı değil

Küçük Prens’i okuduğunuz diğer kitaplardan ayıran özelliği neydi?

Yaşama ilişkin pek yalın metaforlar… Felsefe hocamız Ioanna Kuçuradi ıssız bir adaya düşse yanına alacağı tek kitabın Küçük Prens olacağını söylemişti bir söyleşisinde. O kadar müthiş yani. “Küçük Prens’in çocuk kitabı olmadığını” pek çok yerde söyledik. Küçük Prens, çocuklarla işi olan her yetişkinin (ana-baba, öğretmen, kantin işletmecisi, servis sürücüsü, tüm yöneticiler…) yılda en az bir kez okuması gereken bir kitap…

Ben bir öğretmenim. Bir işi öğretirken huysuzluk aşamasına geldiğimde Küçük Prens’in pilotla karşılaştığı anı anımsıyorum. Öğrencimi kırdımsa, özür diliyorum. Kırmamayı başardımsa, sorununu dinleyip işleri öteliyorum.

Ve bir babayım… Canım kızım… Kendisi zaten dünyanın en değerli armağanı olan canım Sıla’m… Bana doğum günü armağanı olarak “el yazması (ve çizmesi) bir Küçük Prens kitabı hediye etmeye karar verdiğinde 14 yaşındaydı. Başladı. Sıkıldı sonra. Ama benim koleksiyonumda dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir kitap (defter) var; Sıla’nın yazıp çizdiği kitap… Hayatının dingin bir anında yeniden yazıp çizmesini isterim. Ama -dediğim gibi- hayatının dingin bir döneminde…

Küçük Prens’in sizi en çok etkileyen bölümü ya da cümlesi nedir?

Sanırım tilki ile yaptığı konuşma… “Evcilleşmek” ve “evcilleştirmek”… Çok anlamlı buluyorum bu bölümü. “Başka?” diyorsan, gezegenine geri dönebilmek için bedenini geride bırakmak zorunda kalışı… Bu nedenle, pilotun Küçük Prens’i son olarak gördüğü yerin çizimini dövme yaptırdım koluma.

Küçük Prens’i bugüne dek kaç kez okudunuz?

Yılda en az bir kez okunmasını önerdiğim bu kitabı, ne tuhaftır ki 3’ten fazla okuduğumu sanmıyorum. Bu konuda garip bir direnç var. Örneğin Antoine de Saint-Exupery’nin diğer kitaplarını da okumadım. Sanırım ağzımın tadının bozulmasını istememek bu. Ancak çeşitli baskılarını zaman zaman karıştırırım. Tipografisine, desenlerine bakarım.

Küçük Prens’in her dilde çevirisini ve baskısını topluyorsunuz. Bu koleksiyonerlik nasıl başladı?

20 yıla yaklaştı sanırım. Tuhaf, ama (bu büyükler tuhaf oluyor zaten), tam olarak hangi tarihte ve hangi ruh haliyle başladığımı anımsayamıyorum. Pek çok arkadaşıma (eğitmen, ebeveyn) Küçük Prens hediye ettiğimi anımsıyorum; ama kitaplığıma ikinci kitabı koyduğum günü anımsamıyorum.

Küçük Prens kitaplarını toplamanızdaki amaç nedir?

Koleksiyon yapan herkes gibi “tutku ve gurur” sanırım. Yakın bir geçmişe kadar 305 dil ve lehçeye çevrilmiş bir kitaptan söz ediyoruz. Hatta koleksiyoner dostum Yıldıray Lise’ye göre kimi dillerde çevrilen ikinci kitap Küçük Prens olmuş.

675 Küçük Prens kitabı

Koleksiyonunuzda şu anda kaç tane Küçük Prens var?

122 dil ve lehçeden 675 kitap var kitaplığımda. Ben yaklaşık 250 tanesini eklemişim (Almak kelimesini kullanmak istemiyorum. Çünkü imece yoluyla bir şey yaptığımızı düşünüyorum). Kalan kitaplar, sayısı 250’yi aşan “Küçük Prens Dostu”ndan… Ben kitaplığa katkı yapanları böyle adlandırıyorum.  “Yardım eden Küçük Prens Dostlarım var” diyebilirim. :)

Küçük Prens’in başka koleksiyonerleri de var. Onlarla iletişiminiz oluyor mu? Birbirinize yardımcı olduğunuz ya da takas yaptığınız oluyor mu?

Yurtiçi ve yurtdışındaki pek çok koleksiyonerle (Jaume Arbones, Jean-Jacques Sergent, Antonio Massimo Fragomeni, Jean-Marc Probst, Nazlı Çiğdem Sağdıç, Kazım İnal, A. Selen Selçuk, Öykü Şenhan, Emre Ünlüsoy, Işıl Şakraker… Adını anımsayamadığım dostlarımdan özür dilerim)  yazışıyoruz, kitap değiştiriyoruz. Karşılıklı siparişlerimiz oluyor. Bağlantı halindeyiz. Çift kitaplarımızı takas ediyoruz. Kitap alıp birbirimize gönderiyoruz.

Bunu şu örnekle anlatayım. Jaume, Brezilya’da yaşayan bir İspanyol… Birgün mail atıp bendeki Türkçe ilk baskılardan birini istedi ve (bana göre) yüksek bir bedel teklif etti. Ona, o kitabın benim için çok değerli olduğunu (kendi dilimdeki ilk baskılardan biri ve çok değer verdiğim biri tarafından kitaplığa eklendi) belirttim ve teklifini kabul etmedim. O sırada Jaume’nin Küçük Prens’in ilk baskılarını topladığını bilmiyordum. Aradan bir süre geçti. Jaume kitaplıktaki Azerice ilk baskı için (ilk teklifine oranla daha düşük, ama benim için hâlâ yüksek) para teklif etti. Bu sırada Jaume’nin ilk baskıların koleksiyonunu yaptığını öğrenmiştim. “Bu kitap benden çok, senin kitaplığına yakışır” diyerek kitabı armağan ettim Jaume’ye. Mutluluğunu ifade ettiği sözcükleri paylaşmayacağım sizinle. Ama şunu söyleyebilirim, 9 kitap gönderdi bana. Koleksiyonumda olmayan 9 kitap… Bazılarının yayıncısı ya da editörüydü. Jaume ile alışveriş yapmadık. Kitap değiştirdik. Benzeri bir durum Antonio ile de geçerli. Jean-Marc ile henüz bu düzeyde bir iletişimim yok (İngilizcem biraz zayıf). Michael Patel’e yazacak cesareti henüz bulamadım.

Bir başka örnek… Birgün bir mail aldım, Jean-Jacques Sergent’tan. Benden bir Türkçe Braille kitap satın almak istiyordu. Koleksiyonumdaki Braille kopyalar okula yaklaşık 100 metre uzaklıktaki Sevil Sabancı Altı Nokta Kültür Merkezi’nde basılıyordu. Bir tane alıp hediye ettim, Jean-Jacques’a. Bir süre sonra koleksiyonumda olmayan bir Breton lehçesi kitap geldi.

Küçük Prens’in evrensel bir öyküsü var

Antoine de St. Exupery, bu kitabı çocuklar için yazmış olsa da, büyüklerin de ilgisi büyük oluyor. Büyükler bu kitapta neler buluyor?

Küçük Prens, bir çocuk kitabı değil. Bana kalırsa çocuklarla işi olan her yetişkinin okuması gereken bir kitap… Bir hocam şöyle demişti; “İnsana ilişkin şeyler, yeni biçimleriyle ifade edildiklerinde yeni ‘takipçiler’ bulacaktır.” Facebook, twitter… O yıllarda bunlar yoktu. :)  Küçük Prens’in bu denli sevilmesi, Don Quijote’un, Moby Dick’in, Beyaz Diş’in bu denli sevilmesiyle aynı nedene dayanıyor. Küçük Prens kitapları biriktirmeseydim, Don Quijote kitapları biriktirirdim.

Sizce tüm dünyada Küçük Prens neden bu kadar ilgi görmüş olabilir?

Evrensel bir öyküsü var. Çağlar geçse de değişmeyecek bir öykü… Kitabın kahramanları her çağda yanımızda, yöremizde olan tipler… Hangi ulusa ait olduğunun, konuştuğu dilin bir önemi yok. Sanırım ana neden bu.

Küçük Prens koleksiyonerliğinizle ilgili mutlaka zaman zaman başınızdan ilginç olaylar geçiyordur. Aklınıza gelen bir tanesini bizimle de paylaşır mısınız?

Mavibulut’un eksik baskılarını ararken bir sahaf “Abi, bu baskılarda değişen tek şey baskı numarası. Gerisi aynı” demişti. Ben de “Biliyorum, ben bir koleksiyonerim” dedim.

Bir diğeri, nadir kitaplar satmak iddiasındaki bir online alışveriş ortamına; başka bir online alışveriş ortamında 12,80 liradan satılan kitaplara 50 lira fiyat koymanın yanlış olduğuna ilişkin mesajlar gönderdim ve “Bulursan, alırsın” yanıtını aldım. “Buldum, aldım” diyerek cevap verdim. Üstelik iki tane aldım.

Biz koleksiyonerler, ne yazık ki bir çeşit borsa oluşturuyoruz. Gittigidiyor ve Nadir Kitap’ta “Exupery” sözcüğünü aratın. Yazarın hangi kitapları hangi fiyata satılıyor, öğrenin. Koleksiyon yapıyoruz, ama mirasyedi değiliz.

Küçük Prens’e olan bu tutkunuz yaşamınızı nasıl etkiliyor? Sizi nasıl değiştirdi?

Öğrencilerimi ve çocukları anlayabiliyor, onlarla iletişim kurabiliyorum. Bazen bir yetişkin olup “tuhaflaştığımda” Küçük Prens beni kendime getiriyor.

Son olarak buradan sizin gibi Küçük Prens severlere Kitapbiti.com aracılığıyla ne söylemek istersiniz?

Kitabı okumalarını… :)

Röportaj: Özlem Aytekin

http://www.kitapbiti.com/kucuk-prens-koleksiyoneri-mehmet-sobaci-ile-soylesi/