2009-Ankara Magazine

“Bütün Koca Adamlar Bir Zaman Çocuktular”

Gonca Canan
Ankara Magazine, Şubat 2009

1 numaralı resme bir bakın bakalım. Korktunuz mu?.. “Şapkadan da korkulur mu hiç!” diyenler, derginin bir başka sayfasına geçebilir, zira bu konu onlar için sıkıcı bir okuma olacaktır. Ama aralarında neden korkmaları gerektiğini merak edenler olursa, başımızın üstünde yerleri var. Kendilerine Küçük Prens’i takdim etmekten onur duyarız. Fil yutmuş boa yılanını görenlerse zaten buradalar” (Göremeyenler için, bkz. Sayfa 39, 2 numaralı resim.)

Mehmet Sobacı, boa yılanının midesindeki fili görüp bir daha iflah olmayanlardan” Kendisi, bir Küçük Prens Kitaplığı sahibi” Olmadı; bu iyelik durumundan hoşlanmayacaktır. Baştan alalım; kendisi bir Küçük Prens dostu. Üstelik, kitaplığını Küçük Prens dostlarıyla paylaşan, bu macerada onu yalnız bırakmayan herkesin adını anarak, vefasını eksik etmeyen”¦ Bu alçakgönüllü Küçük Prens kitapları koleksiyoneri, aynı zamanda öğrencilerinin idolü, reklamcılık sektörünün de yakından tanıdığı bir “hoca.” Alışkanlığı bozmadan, ön adını usulca kaldıralım; “Sobacı” olarak devam edelim. Kendisi, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi, 1995’te kurulan Reklam Atölyesi’nin koordinatörü, Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanı. Sanılanın aksine, Küçük Prens değil, Pilot”

300 Küçük Prens biraraya gelirse ne olur? Evet, bir Küçük Prens İmparatorluğu olur. Bir de, yanlarına gelmek üzere yolda olan ve henüz yola koyulmamış olan Küçük Prens’leri bekleyen bir Küçük Prens Kitaplığı” Onu sokağa, oyun oynamaya çağıran çocuk heyecanıyla çalıyoruz kapıyı” “Küçük Prens evde mi?”

Bilenler, bilmeyenler için kısa bir özet geçelim. Küçük Prens (Le Petit Prince), yazarı Fransız Antoine de Saint-Exupery’nin dünya “çocuk” edebiyatına kazandırdığı bir klasik. Kitabın orijinal illüstrasyonları da yazara ait. Gerçek bir pilot olan Saint-Exupery bir gün Afrika üzerinde uçarken, uçağının motoru bozulur ve çölün ortasına zorunlu iniş yapar. Yapayalnız ve umarsızca uçağını onarmaya çalışırken, incecik bir ses duyar. “Lütfen bana bir koyun çizer misin?” diyen Küçük Prens’tir sesin sahibi. Kitabı tanıtanların, “Bu öykü kadar güzeline dünyada az rastlanır” diye yazdıkları Küçük Prens, minik bir ev büyüklüğündeki gezegeninde tek başına yaşar. Biri sönmüş, ikisi aktif üç yanardağı ve eşsiz bir çiçeğinden başka kimsesi yoktur gezegeninde. Bir de tabii, bütün evrene yayılacak kadar kocaman, öğretmeye dair hiçbir kaygısı olmaksızın, çocuklar kadar büyüklere de pek çok değeri öğretip hatırlatacak olan bir çocuk kalbi” Küçük Prens, naif, açık uçuk sarı bir leke, özenle koruyup sakladığımız” Vahşi dünyamızda yeniden ehlileşmeye ihtiyaç duyduğumuz her zaman yanıbaşımızda olan”

Sobacı’yı, Küçük Prens’le özdeşleştirenler olduysa da o, “Değil,” diyor. “Ben Pilot’um” (Uçağını, exlibris’inde ve sitesinde görebilirsiniz, www.mehmetsobaci.com) “Küçük Prens sizin karşınıza çıksa, onunla neler yapar, nerelere gidersiniz?” diye sorduğumuzda, “Her yerde Küçük Prens’lerle karşılaşıyorum zaten” diyor. “O, çocukluğun renkli, çizgi dışı, henüz kısıtlanmamış, klişelerle donanmamış yapısını anlamamı sağlıyor. Çöldesiniz, uçağınız bozulmuş, yaşamınız risk altında ve sizden koyunu için kutu isteyen bir çocukla karşılaşıyorsunuz. Öncelikli sorun hangisi acaba? Pilot önce bu seçimi yapıyor ama sonra, o kutunun, aslında o çocuğun düş dünyasının ne kadar önemli olduğunu fark ediyor. Dolayısıyla, bence her ana babanın okuması gereken bir kitap. Her eğitimcinin okuması, farz. Çünkü bazen biz o ‘ciddi’, ‘büyük’ işlerle uğraşırken, hani o kutu isteyen çocuğa benzer çocuklar gelip bir şeyler soruyorlar, bazen sinirlensek de hemen onu hatırlıyorum, ‘Bir dakika dur, o kutu önemli!’ diyorum kendime. Bana kalırsa, defalarca okunmalı”

“Büyükler hiçbir şeyi tek başlarına anlayamıyorlar”¦”

Gerçekten de hepimiz çok meşgulüz. Kime sorsanız çok ‘ciddi’, çok ‘büyük’ işlerle uğraşıyoruz. Yaşam böyle bir şey değil aslında, zaman zaman bunu hatırlamakta fayda var. Her gün, her an eşsiz ama yorgunuz ya, görmek yerine, kaçırmayı yeğliyoruz. Bu anlamda da müthiş bir özü var kitabın” Sobacı: “Her türlü koşullanmanın karşısında bir ifade var Küçük Prens’te. Hiç okuyucusu olmayan bir kütüphanenin kitaplarını sayan kütüphaneci, keşfettiği bilgiyi kimseyle paylaşamayacak bir gökbilimci, hiç askeri olmayan bir general ve hiç tebası olmayan bir kral” Bu noktada, Küçük Prens’in Pilot’la yaşadığı, önceliklerimizi sorgulatan o ilk diyalog son derece önemli” Biz büyükler bazen bunu kaçırıyoruz, başka şeyleri öncelikli hale getiriyoruz. Bir dostumuz öğütlemişti; ‘çocuğunuzun büyüdüğü anları kaçırmayın, onları bir daha göremeyeceksiniz’ demişti. Sahiden çok şeyi kaçırıyoruz, çoğu zaman”

Ben öğrencilerime bakıyorum; erken mi büyüdüler, yoksa hâlâ içlerinde bir yerlerde bir çocuk var mı, diye” Grafik derslerimde de ‘Çocukluğunuzu yeniden keşfedin’ diyorum onlara. Sahte olan değerler neler, bizi hangi kurallar ve kalıplar belirliyor, nelere koşullanmışız ve aslında çok önemsediğimiz, çok değer verdiğimiz, koşullandığımız o şeyler, yeterince önemli ya da değerli mi, bunları sorgulamamızı sağlıyor Küçük Prens. Fil yutmuş boa yılanı için heyecanlanan bir çocuk ve o resimden şapka gören büyükler ikilemi, son derece altı çizilesi bir ikilem.”

Ziyaretimiz sırasında 300 kitap vardı Küçük Prens kitaplığında ama Sobacı, birkaç kitap bekliyordu o esnada “yarın 301 ya da 305 olabilir” diyerek. Arnavutluk, Ermenistan ve Hollanda’dan Küçük Prens’ler bekliyordu. Bir tanesi Rusya’dan Antalya’ya kadar gelmişti bile” 56 Türkçe, 25 Fransızca gibi bazı dillerde, farklı yayınevleri ve baskıların yanı sıra Vietnamca, İbranice, Gürcüce, Pencapca, Latince, Korece, Quechua Puno dili gibi sayısız dilde, sayısız yazı karakterinde, farklı tasarımlarla, irili ufaklı Küçük Prens’ler” “http://www.fotodesignerin.de/prinz/d-k-p-sprachen.html sitesinde, 238 dilden, 2491 kitap var ama lehçeleri de ayrı dil olarak sayıyorlar; Almanya’nın on dört ayrı bölge dili gibi… Benim İspanyolca diye kaydettiğim kitaplardan biri, meğer Katalanca imiş. Onu daha sonra ayırma şansım oldu. Güney Afrika’dan Afrikaans dilinde geldi, ama Zulu dilinde arıyorum mesela şu anda Küçük Prens’i. Kiril alfabesiyle Azerice, aynı zamanda Latin alfabesiyle Azerice de var, Suriye’de yaşayan Kürtlerin lehçesi olan Sorani Kürtçesi var ama Kurmanci Kürtçesi yok, şimdi onun peşindeyim. Bir de yine sahaflardan aldığım bir tüyoyla çok değerli olduğunu öğrendiğim, Varlık Yayınları’nın Küçük Prens’inin.”

Haliyle, Türkiye ve dünyadaki koleksiyonerlerin bir kısmıyla iletişim halinde Sobacı. Yalnızca Türkçe baskıları toplayan, Zaman gazetesi çocuk yayınları editörlerinden Yusuf Bey; 100’e yakın Küçük Prens’ini İstanbul’da bir kitabevinde bir buçuk yıl boyunca sergileyen Nazlı Çiğdem Sağdıç ve henüz yolun başında olan iki öğrencisi Emre Ünlüsoy ve Öykü Şenhan” “Dünyada koleksiyonların sayısının on binlerle ifade edilebileceğini düşünüyorum. Sahaflardan biri, ‘bir Cezayirli geldi, topladı gitti’ diyebiliyor. Brezilyalı koleksiyoner Jaume Arbones’de bildiğim kadarıyla 150 dilde 500’den fazla kitap var. (http://www.elpetitprincep.eu/) Bir Alman koleksiyoner, akıllara sığmayacak sayıda kitaba sahip; 2500’e yakın kitabı var. Şöyle söyleyeyim; elindeki Türkçe kitap sayısı 101.”

Örneğini gördüğümüz üzere, koleksiyonerlik sadece bir sahip olma güdüsü değil. Nitekim, Sobacı’nın kitapları da öyle camlı bölmelerde filan durmuyor. Tam tersi, onlara dokunulması, kendisini daha mutlu ediyor. “Ben dokunulmamış kitaplardan yana değilim. Üstlerine toz da sinecek, sigara kokusu da” Pul koleksiyonundan farklı bir şey, kitap koleksiyonu. Parmak izi pulun değerini düşürür ama bana kalırsa kitapta tam tersi, artırıyor. Okunmuş, notlar alınmış, çizilmiş olanları seviyorum. İçinde notlar olan, kitaplar olan, bir şekilde bir şeyler iliştirilmiş olanları” 1962’de alınmış ve ithaf edilmiş Almanca bir kitap var, ne yazdığını bilmiyorum ama çok değerli benim için. Çocukların boyadığı kitaplar da var, resimleri bir de onlar çalışmışlar; bayılıyorum. Sander Yayınları’nın bir kopyasında, çocuk ön ve arka kapağı fosforlu kalemle kırmızıya boyamış, son derece değerli bir kitabımdır. 12 buçuk yaşındaki kızımın da daha fazla büyümeden, baştan sona Küçük Prens resimlerini kendince çizmesini istiyorum. Öyle bir kopyayı bulundurmak çok anlamlı olacak benim için. Şimdiye kadar çizdiği desenleri saklıyorum. Bir de annesiyle beraber bana boyadıkları bir tahta kutu var Küçük Prens’li”

Brezilyalı koleksiyoner Jaume, Sobacı’nın elindeki iki kitapla ilgilenmiş ve ciddi anlamda yüksek bedeller teklif etmiş. Sobacı vermiyor, çünkü onun koleksiyonunun en büyük özelliği, kitabı kim getirdiyse, onun adına kaydetmesi. O mülkiyeti paylaşmış olmak Sobacı için çok önemli. Ancak, kendisinin eklediği çift kitapları takas edebiliyor. Doğan Kardeş baskısı Jaume’de varken, Sobacı’da yokmuş. İstanbul’dan bir sahafın bağlantı kurmasıyla, 1953 Doğan Kardeş baskısını edinmiş; şimdi kitaplığının en değerli parçalarından” Jaume’nin istediği kitaplardan bulabilirse, bedelsiz göndereceğini söylüyor. “Bunu ticari amaçla yapan insanlar da olabilir ama ben öyle başlamadım, öyle de götürmeyeceğim. Dolayısıyla, paylaşabilirsem, anlamlı olacak. Sonuçta, bir değer oluşuyor. Bir gün Türkiye’deki koleksiyonlar birleştirilip, herkesin ulaşabileceği bir yapıya dönüşür mü bilmiyorum; niye olmasın”

Bu kitaplık, Sobacı’nın Küçük Prens tutkusunu bilen, kendisini bizzat tanısın tanımasın birçok kişinin katkısıyla büyümüş. Küba baskısı bir kitaba elimizi atıyoruz; İonna Kuçuradi’nin adı var. “Teknik açıdan kitapların en alçakgönüllüsü ve hatalısı ama en değerlilerinden çünkü İonna Kuçuradi getirdi bana” İsrail’den gelen kitabı getiren adam şu anda Ankara Üniversitesi Rektörü (Cemal Taluğ). Makedonya’dan, Hırvatistan’dan kitap getiren, Elveda Rumeli dizisinin yönetmeni, bizden mezun; Doğan Ümit Karaca. Özel insanlar, özel kitaplar” Ankara Üniversitesi Eski Rektörü Günal Akbay’ın Moskova’da Küçük Prens kitabı aradığını biliyorum. Cemal Taluğ söylemişti, ‘O da aradı’ diye. Sipariş ettiklerim de oluyor, yurtdışına giden öğrencilere, yabancı öğrencilere, ‘Küçük Prens bulmadan gelmeyin! Sınır kapılarına eşkalinizi vereceğim, sizi içeri sokmayacaklar’ diyorum. Bunların yanı sıra faili meçhul sürprizler de oluyor. Çince baskı Küçük Prens bana New York’tan gönderilmiş. İçinde Çince bir not var ve bir yerinde Vedat yazıyor, o kadar. Ama Vedat kim, onu bilmiyorum. Onun benimle bağlantı kurmasını umut ediyorum. Değilse, o benim için Vedat olarak kalacak. Böyle şeyler de oluyor.”

Küçük Prens dünyada ve özellikle Fransa’da büyük bir sektör oluşturmuş durumda. Fransa’da Küçük Prens’le ilgili, kaleydoskoptan parfüme, banyo perdesinden bornoza kadar her şey bulunan bir mağaza olduğunu öğreniyoruz. Sobacı’da da Küçük Prens desenli porselen bir çay takımı, kağıt tabakları, bisküvi kutusu, çantalar, pinler gibi malzemelerin yanında, bir de Pilot’la Küçük Prens’in diyaloglarının seslendirildiği bir LP var. “Çoluğun çocuğun rızkını yatırmayayım diye, bu tarafını kestim işin. Sadece kitaplarla ilgileniyorum çünkü kitaplara yoğunlaşınca ilgimin bölünmesini istemiyorum, onlarla daha iyi hissediyorum kendimi” diyor. Bir ara biriktirdiği tahta ve teneke tütün kutularından da aynı gerekçeyle vazgeçmiş.

İki “koca adam”a”

“Leon Werth için” Bu kitabı, koskoca bir adama adadığım için küçüklerden, beni bağışlamalarını dilerim. Ama önemli bir özrüm var; şimdiye kadar bu adamdan daha iyi bir başka dostum olmadı. İkinci özürüm de şu; bu adam, her şeyi değerlendirebilir. Çocuklar için yazılmış kitapları bile. Sonra, üçüncü bir özrüm daha var; bu adam Fransa’da yaşıyor şimdi, aç, üstelik açıkta. Avutulmak ister. Bütün bu sayıp döktüğüm özürler yetmezse ben de kitabımı onun bir zamanki çocukluğuna adarım tabii. Bütün koca adamlar bir zamanlar çocuktular (gerçi aralarında bunu hatırlayanlara az rastlanır ya!) İşte, gerekli değişikliği yapıyorum; Çocukluk günlerindeki Leon Werth için”

Bu, Saint-Exupery’nin, Küçük Prens önsözü” Sobacı’nın Küçük Prens kitaplığı hikayesinin başlangıcı, bize bu önsözü hatırlattı. Sobacı da, 90’ların ortalarında toplamaya başladığı Küçük Prens kitaplığını iki isme adıyor. Salih Çağdaş ve Sami N. Özerdim. Kendisinden dinleyelim; “Biraz hazin bir hikaye” Tırnak içinde ‘hazin’ tabii. Ermenek’te, orta ikinci sınıftaydım. Türkçe öğretmenimiz, derste okumuştu Küçük Prens’i bize. Çok etkilenmiştim. Bütün kitapçılarda Küçük Prens’i aradım ama bulamadım. Bir arkadaşımın evinde vardı. Abisi yurtdışında yaşamak zorunda kalmıştı, kaçak olarak, oradan göndermiş. Bir İngilizce kopya” O kitabı nasıl tuttuğumu hatırlıyorum, ulaşamadığım bir şeydi”

Sonra sonra küllendi. Taa ki öğretim görevlisi olduğum, eğitimcilere Küçük Prens kitapları hediye ettiğim zamana kadar. Sonra kitapları toplamaya başladım ve kitaplığa iki hocamın adını verdim. Birisi, bu kitabı bize ilk kez okuyan Türkçe hocamız Salih Çağdaş. Son derece ilginç bir adamdı; akıbetini bilmiyorum, bir süre araştırdım, tatsız bir duyum aldım ve üzerine gitmek istemedim. Çağdaş soyadını kendisi, mahkeme kararıyla almıştı. Eski soyadı Bingül’dü. Baba Salih Bingül, dört oğluna Salih adını koymuş ve onlara A, B, C ve D demiş. Bizim öğretmenimiz D olan Bingül’dü, sonra buna itiraz edip, soyadını Çağdaş olarak değiştirdi. Bize öz Türkçe’yi kullanmayı öğretti, bize not almayı öğretti, not defterleri taşımamız gerektiğini öğretti, karşılaştığımız her türlü ilginç şeyi oraya not etmemizi istedi. Ermenek küçük bir ilçe. Oraya gelen, çizgi dışı adamlardan biriydi. Dolayısıyla, hani bir şey hayatınıza dokunur ve o güne kadar gittiğiniz yönü bütünüyle değiştirir ya” Benim için Salih Hoca öyle bir öğretmendi.

Diğeri de, Basın Yayın Yüksek Okulunda Bilgi Kaynakları ve Arşivcilik hocamız Sami N. Özerdim. Bir kitaplığa çok yakışacak bir isim çünkü Milli Kütüphane’nin kurucularından biriydi Sami Hoca.”

Son olarak, “Küçük Prens’in yanına iki kitap daha koyacak olsanız, hangileri olurdu?” diyoruz; bir kitaplıkta olmazsa olmaz üç kitabını duymak için, “Biri mutlaka Don Kişot, diğeri de Moby Dick” diyor. “Küçük Prens koleksiyonu yapmasaydım, Don Kişot’un koleksiyonunu yapardım.”

“Gece yıldızlara bakarsın. Benim ülkem o kadar küçük ki nerede olduğunu göremezsin bakınca. Ama böylesi daha iyi. Yıldızım, herhangi bir yıldız olacak senin için” Ben gülüyorum diye, geceleri gökyüzüne baktığında sana bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Gülmeyi bilen yıldızların olacak senin”

Ve hiçbir büyük, bunun ne denli önemli olduğunu anlamayacaktır”