109

dün ‘işini sevmek’, akıl yerine yüreğin sesini dinlemek üzerine goygoy yapmıştım, bugünkü konu biraz daha katmerli… reklam atölyesi’nde neredeyse 10 yıldır şöyle bir dertle uğraşıyorum… atölye öğrencileri hangi konuda çalışırlarsa çalışsınlar, o konudan nefret etmeleri 15-20 gün sürüyor… 2 ile 3 hafta sonunda o konuda bırak çalışmayı, adını bile duymak istemiyorlar… bu sefil öğrencileri fıkradaki lorda benzetiyorum çoğu zaman… gerdek gecesinin ertesinde, kahvaltı sofrasında lord tek gözlüğünü düzeltip ‘leydim’ demiş; ‘umarım dün gece hamile kalmışsınızdır. çünkü, o komik hareketleri tekrarlamak istemiyorum!..’ fıkrayı anlatıp ‘hem çocuğunuz olsun istiyorsunuz, hem de terlemeye niyetiniz yok’ deyip ekliyorum: ‘çocuğunuz olacaksa, bi’ miktar terleyeceksiniz!..’ bugüne değin tüp bebek yönetimini anımsatarak karşı çıkan olmadı; ama, bu gidişle o da olur diye düşünüyorum. briefi alır almaz heyecanlanan öğrenciler bunlar… sorun heyecan eksikliği […]

108

robin sharma’dan hayatın sırrı niteliğinde bir söz: ‘akıl, yasama organı olabilir. ama yürütmeyi kesinlikle yüreğe bırakmalısın…’ ne ve nasıl gibi soruları bi’ yana bırak ve bana kulak ver azıcık… bir örnekle açıklayayım… özellikle bahar dönemlerinde ilef’in koridorları daha da şenlenir… çeşitli liselerden öğrenciler rehber öğretmenlerinin nezaretinde okulu, atölyeleri gezerek ilef’i tanımaya çalışırlar… şu ana değin kimsenin ‘ouuu… vaaav… yaaaaa’ gibi sesler çıkardığını duymadım… bunu otelden bozma gibi duran ilef binasının (habitatımız, ekmek teknemiz) üniversite tanıtımlarında gösterilmesi şart olan cam-metal-boru mimarisinden bir iz barındırmamasının yanı sıra çimlerde sitar çalan, kızılderili dansı yapan yabancı öğrencilerin olmayışınına bağlıyorum. neyse… çil yavrularından oluşan liseli grubumuza geri dönelim… dedim ya okulu gezerek tanımaya çalışıyorlar; reklam atölyesi’ne de geliyorlar doğal olarak… atölyenin bir oyun alanı olduğunu, kararları öğrencilerin kendilerinin aldığı, yer […]

103

yaşamımın bi’ döneminde farklı renklerde 2 gti kullandım. 1300’lük motoru tanımlayan ibare ise ‘twincam’dı… yani çift ekzantrik mili ve her mile bağlı 2 piston… bu, arabaya çok çabuk hızlanma ve yokuşlarda devir kaybetmeme özelliği veriyordu… 690 kilo ağırlığındaki bu minik makine, kanatları olsa uçardı büyük olasılıkla… arıza yapmadığı zamanlarda çok keyifliydi kullanmak. arıza yaparsa can yakardı… benzin pompasının o dönemki maaşımdan daha fazla olduğunu söylemek, durumu açıklamaya yeter sanırım. ‘işte twincam… yani 4 piston bir ekzantrik miline bağlı değil. bundaki 2 tane mil ve onlara bağlı 2’şer piston arabayı daha atak yapıyor’ türünden anlatılara sivilceli ergenler dışında kimsenin ilgi gösterdiğini görmedim… bu ergenlerin ilk sorusu ise, ‘abi kaç basıyor bu’ olurdu genellikle… ben kullanıcı olarak arabayı böyle anlatırken, tasarımcılarının nasıl ifade ettiğini var sen düşün… […]

102

notumuz daha çok ‘öfkeli yaratıcı yönetmen’ atarı gibi duruyor… şöyle devam etmesi de olası: “ilkokul 3. sınıfa göre yaz” ifadesini kendine ayet-i şerif olarak seçtiğin, hedef kitlendeki insanlara lahana muamelesi yaptığın, içgörülerini anlayıp/hissedip onlara dokunabileceğin şeyler yazmak yerine ‘ne yazsam anlamıyorlar abe!’ masalına sığındığın için söylüyorum bunu… gerizekalı olduğun için değil… kanımca pek çok iş kolu ve pek çok üretim süreci için söylenebilir bu… ‘doktor bu ne? insan yiyecek bunu, insan!’ repliğinde de aynı durumu görürüz. cümle içinde kullanmak gerekirse ‘tüccar değil belediye başkanı olduğunu hatırla; kimseyi gerizekalı yerine koyma!’ denilebilir. • • • notun yazarı arda erdik’i muhtemelen tanıyorsun… tanımıyorsan tribal worldwide istanbul’un yaratıcı yönetmeni olduğunu, çuvalla ödül kazandığını filan söyleyebilirim. kadir has üniversitesi’nde reklam dersleri verdiğini de duymuşsundur büyük olasılıkla (keşke ilef’te verseydi!)… biraz tanıyanlar […]

101

küçük bi’ öykü anlatacağım sana… küçücük; ama, ‘öyle herkesin başından geçen’ öykülerden değil… ilef’te her sabah kolunun altındaki yazılım kitabıyla kimseye selam bile vermeden maclab’teki bilgisayarlardan birinin (plus ya da classic’ti yanlış anımsamıyorsam) başına oturup uzun saatler boyunca çalışan birinin öyküsü… bilgi yayınları’nın kapaklarının pek çoğuna imza atan (özellikle aziz nesin ve hasan hüseyin’in kitapları) fahri karagözoğlu’nun yanında photoshop ve repro deneyimini pekiştiren biri… sonradan iş arkadaşım olan, bir yere teklif verileceğinde cv bilgileri için “aman hocam, bugün değil yarın verelim; bu gece bir yazılım daha öğrenip onu da yazabilirim” diyen biri… öykünün kahramanı 101. notumuzun yazarı gökçer erdem… hacettepe üniversitesi iletişim fakültesi masaüstü yayıncılık ve görsel tasarım atölyesi sorumlusu… tasarımcı, animatör (kızları sahneye çıkaranlardan değil ama), uzman… fırat, notun açıklamasını onun ağzından dinleyelim çocu’um: […]

2014-Onedio

Sadece İLEF’liler İçin Anlam Taşıyan 10 Kelime 5 Ağustos, 23:32‘de eklendi, 8 Ağustos, 20:40‘da güncellendi eserseOnedio Üyesi İLEF… Kıymetli hocaları, köklü geçmişi, birçok başarılı iletişimciye yuva olan atölyeleri, ünlü mezunları ve her daim mütevazı duruşuyla Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi.. İlef’ten yolu geçenler için bambaşka anlamlar ifade eden 10 kelimeyi belirledik, buyrun efendim. 1. Soba Evet, soğuk günlerde bizi ısıtan, kestanelerimize fırınlık yapan nostaljik sobalardan bahsetmiyoruz elbette.Açılımı Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri olan SOBA sayesinde araştırma nasıl yapılır, referans nasıl verilir, araştırma teknikleri nelerdir bunları öğrenir İLEF’li.   2. Sobacı Her taze İlefli’nin aklından geçen, kah ciddi ciddi kah şakayla karışık sorulan kilit bir soru vardır: “Soba dersini Sobacı mı veriyor?”Doğru Cevap: Hayır. Soba dersini Sobacı vermez. Soyadıyla anılan, sakalları, elindeki sigarası, ezber bozan dersleri, eşsiz Küçük Prens koleksiyonu ile Mehmet Sobacı, İLEF’in efsane […]

2014-Medya Pusula

Öğr. Gör. Mehmet Sobacı ile eğitim sistemi üzerine (Özel Haber) Özellikle üniversitelerde teorinin, pratiğe dökülmesi konusu, gündeme sık sık gelmektedir. Akademisyen ve öğrencileri ikiye bölen konuyla alakalı olarak, değerli düşüncelerini öğrenmek üzere Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğr. Gör. Mehmet Sobacı ile “medyapusula” olarak görüştük. Hocamız samimi açıklamalarını bizden esirgemedi. Röportaj: Tolga Alca Özellikle üniversitelerde teorinin, pratiğe dökülmesi konusu, gündeme sık sık gelmektedir.  Akademisyen ve öğrencileri ikiye bölen konuyla alakalı olarak, değerli düşüncelerini öğrenmek üzere Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğr. Gör. Mehmet Sobacı ile “medyapusula” olarak görüştük. Hocamız samimi açıklamalarını bizden esirgemedi. “Eğitim sistemimiz ne yazık ki öğrencileri nokta olmaya yönelten bir sistem” -Hocam, ilk olarak sizi eğitim hayatınızı da içerecek şekilde kendi ağzınızdan tanıyabilir miyiz? Zor bir soru. Ben basın yüksekokulu mezunuyum. 1988 yılında mezun oldum. Orada […]

ilef’in 50 Yılını Var Edenlere

Bilenler, kendisinin de “büyük şair”, “usta” gibi nitelemelerden hazzetmediğini bilirler. Bu nedenle, değerini düşürmek adına değil, sırf hatırasına saygıdan, sadece adını anarak  Can Yücel’in “Yorgunluk” şiiriyle başlayalım söze; Kuşlar vardır, cana benzer havalarda: Soğuksa kar, baharsa yaprak; Bir başına büyür toprakta ömrümüz, Güneşle yeşil elleriyle çıplak; -Uslu ayaklarla başlamış yolculuk- Yürünmez öyle, bazen durulur, Ve iner erenler katına yorgunluk; Kapanır sükûn üzre kitaplar. Nefeslerle sürüp giden yaşamamız Bir su kenarına gelir durur; Ekmekten, şaraptan öte nimetler vardır; Yürünmez öyle hep, bazen susulur.  Kurum dediğimiz nedir? Bina mıdır, mevzuat mı? Bütçeler, atamalar, ilanlar mı? Hele bir “okulsa” kurum, derslikler mi, kantin mi, kütüphane mi? Notlar, sınavlar, maddi hatalar mı? Yönetim kurulu mu, akademik kurul mu, fakülte kurulu mu? Dönem sonu, dönem başı mı? Açıklanan listeler, yükselenler, […]

Reklamcılık Uyg. 2

Tümüyle atölye çalışması biçiminde yürütülecek derste, öğrencilerden kuracakları reklam ajansı aracılığıyla gerçek ya da sanal bir iletişim sorununa çözüm üretmeleri, bir iletişim kampanyasının tüm adımlarını gerçekleştirmeleri beklenmektedir.