105

sakallı olmayı hep şöyle ifade ettim; ‘gerektiğinde yorganı tekmeleyip 5 dakika içinde kapının önünde olmak…’ yıllar boyunca bunu kaç kez yapmak zorunda kaldım? çok değil; ama, gerektiğinde olabileceğini bilmek insana iyi geliyor. çenede kıl biriktirmenin yararlarından biri de, insanın her sabah kendi suratına bakmak zorunda olmayışı… üstelik uykulu gözlerle çenende bir köpük katmanıyla şişmiş suratına baktığını bi’ düşün; hak verirsin bana… insan her sabah önce kimi görebileceğini belirleyebilmeli; de’ mi fırat? bu girizgahtan sonra notun ‘sakalla ilgili’ olduğunu düşünebilirsin; değil… satchel paige’den alıntıladığım not ‘yaşla ilgili…’ ancak, bu yazı ‘peter pan kompleksi’ üzerine değil… onu tanıdığımdan beri 29,5 yaşında olan aykut kahvecioğlu’nun bu notu okumayacağını bilmenin rahatlığıyla, ‘üfürelim’ bakalım… insanın ancak merak etmeyi bıraktığında yaşlandığını anlatan bi’ yazı okumuştum bi’ yerde… ‘merak etmeyi bırakmak’, her […]

104

ertuğ tuğalan’ın ‘müşteri hiçbir zaman ne istediğini bilmez ama neyi istemediğini bilir’ notunu okuduğunda büyük olasılıkla malum şahsın ‘bu değil, bu değil, bu hiçççç değil’ tiradı canlandı gözünde. bu ifadenin bir reklam yazarının düş ürünü olduğunu sanıyorsan çok yanılırsın… o adam ve kadınlar var… gerçekten! fırat… konuyu bi’ fıkrayla anlatmaya çalışalım evladım… adam doktora gitmiş ve demiş ki; ‘doktor bende bi’ haller var. nereme dokunsam oram ağrıyor.’ parmağıyla göstererek anlatmayı sürdürmüş; ‘burama dokunuyorum, buram ağrıyor, burama dokunuyorum buram arıyor!’ parmağını karnına, bacağına, çenesine, kafasına dayayarak göstermiş. bi’kaç doktor, birlikte adamı iyice muayene etmişler. en sonunda adamın parmağının kırık olduğunu fark etmişler… bazen fıkra kahramanımızda olduğu gibi sorunu saptayamamaktan, asıl derdin ne olduğunu anlamayamamaktan kaynaklanır bu… yapısal sorunlar, pazarlama hedeflerinin belirsizliği, aynı anda her şeyi söyleme […]

103

yaşamımın bi’ döneminde farklı renklerde 2 gti kullandım. 1300’lük motoru tanımlayan ibare ise ‘twincam’dı… yani çift ekzantrik mili ve her mile bağlı 2 piston… bu, arabaya çok çabuk hızlanma ve yokuşlarda devir kaybetmeme özelliği veriyordu… 690 kilo ağırlığındaki bu minik makine, kanatları olsa uçardı büyük olasılıkla… arıza yapmadığı zamanlarda çok keyifliydi kullanmak. arıza yaparsa can yakardı… benzin pompasının o dönemki maaşımdan daha fazla olduğunu söylemek, durumu açıklamaya yeter sanırım. ‘işte twincam… yani 4 piston bir ekzantrik miline bağlı değil. bundaki 2 tane mil ve onlara bağlı 2’şer piston arabayı daha atak yapıyor’ türünden anlatılara sivilceli ergenler dışında kimsenin ilgi gösterdiğini görmedim… bu ergenlerin ilk sorusu ise, ‘abi kaç basıyor bu’ olurdu genellikle… ben kullanıcı olarak arabayı böyle anlatırken, tasarımcılarının nasıl ifade ettiğini var sen düşün… […]

102

notumuz daha çok ‘öfkeli yaratıcı yönetmen’ atarı gibi duruyor… şöyle devam etmesi de olası: “ilkokul 3. sınıfa göre yaz” ifadesini kendine ayet-i şerif olarak seçtiğin, hedef kitlendeki insanlara lahana muamelesi yaptığın, içgörülerini anlayıp/hissedip onlara dokunabileceğin şeyler yazmak yerine ‘ne yazsam anlamıyorlar abe!’ masalına sığındığın için söylüyorum bunu… gerizekalı olduğun için değil… kanımca pek çok iş kolu ve pek çok üretim süreci için söylenebilir bu… ‘doktor bu ne? insan yiyecek bunu, insan!’ repliğinde de aynı durumu görürüz. cümle içinde kullanmak gerekirse ‘tüccar değil belediye başkanı olduğunu hatırla; kimseyi gerizekalı yerine koyma!’ denilebilir. • • • notun yazarı arda erdik’i muhtemelen tanıyorsun… tanımıyorsan tribal worldwide istanbul’un yaratıcı yönetmeni olduğunu, çuvalla ödül kazandığını filan söyleyebilirim. kadir has üniversitesi’nde reklam dersleri verdiğini de duymuşsundur büyük olasılıkla (keşke ilef’te verseydi!)… biraz tanıyanlar […]

101

küçük bi’ öykü anlatacağım sana… küçücük; ama, ‘öyle herkesin başından geçen’ öykülerden değil… ilef’te her sabah kolunun altındaki yazılım kitabıyla kimseye selam bile vermeden maclab’teki bilgisayarlardan birinin (plus ya da classic’ti yanlış anımsamıyorsam) başına oturup uzun saatler boyunca çalışan birinin öyküsü… bilgi yayınları’nın kapaklarının pek çoğuna imza atan (özellikle aziz nesin ve hasan hüseyin’in kitapları) fahri karagözoğlu’nun yanında photoshop ve repro deneyimini pekiştiren biri… sonradan iş arkadaşım olan, bir yere teklif verileceğinde cv bilgileri için “aman hocam, bugün değil yarın verelim; bu gece bir yazılım daha öğrenip onu da yazabilirim” diyen biri… öykünün kahramanı 101. notumuzun yazarı gökçer erdem… hacettepe üniversitesi iletişim fakültesi masaüstü yayıncılık ve görsel tasarım atölyesi sorumlusu… tasarımcı, animatör (kızları sahneye çıkaranlardan değil ama), uzman… fırat, notun açıklamasını onun ağzından dinleyelim çocu’um: […]