149

ludwig wittgenstein ‘okurun da yapabileceğini, okura bırak’ demiş 1948’de… felsefecinin yapabileceğini felsefeciye bırakıp (ruşen özgür özcan’a selam ederim), reklam öğrencilerine öneriler (irwin warren’ın yolundan gitmeyerek ‘öğüt’ dememeye çalışıyorum) çerçevesinde yaklaşacağım konuya… irwin warren’ın ‘yeni yetişen reklam yazarlarını eğitmekte kullandığımız 7 öğüt’ başlıklı yazısını her şeyi bulduğun internette bulabilirsin… sevgili haluk mesci çevirmiş… zamanın varsa ‘bir bak’ derim… benim derdim ‘okuyucuyu oyuna dahil etmek’ üzerine… bundan sonra ‘okur’ yerine ‘tüketici’ diyeceğim… reklamı tasarlarken ‘tüketiciye takla attırmamak’ önemli bir nokta… tüketici yüksek matematik problemlerini çözmemeli elbette. ancak, reklamı oluştururken tüketicinin zekasına güvenmek, onun bulabileceği küçük oyunlar yapmak bi’ o kadar önemli… ürünün değilse bile reklamın mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlayabilir… çözülen her küçük problem, oynanan küçük oyunlar bu sonucu doğuracaktır büyük olasılıkla… hem de bu yolla, reklam metinlerinin […]

143

friedrich nietzsche (adını ancak kopyalayıp yapıştırarak yazabiliyorum), ‘ deri değiştirmeyen yılan ölür. düşünce değiştirilmesine engel olunan kafalar da öyle’ derken en temel sorunlarımızdan birine işaret etmiyor mu? bize öğretilen, öğrendiğimizi uyguladığımızda kabul gördüğümüz, öğretilenin dışında bir şey ortaya koyduğumuzda da aforoz edildiğimiz doğru değil mi? din, siyaset, ahlak ve kültür açısından bakmayacağım konuya; bu, başkalarının işi… benim derdim, iletişim ve bu alanda ‘kadim bilgi’ olamaz… çek fotoğrafçı josef koudelka’nın kasım 1984’te, fotoğraf dergisi’nin 22. sayısında yayımlanan sözlerinden bir bölümü alıp yazmıştım defterime (evet fırat, biz defter kullanırdık; halen de sürdürüyoruz bu alışkanlığı): fotoğraf konusunda bir şeyler söylemek bana hep kaygı vermiştir. öncelikle söylediğim şeyler yanlış anlamaya açıktır. ayrıca, bugünkü çalışmalarım hakkında söyleyebileceğim şeylerin, gelecekteki çalışmalarımı engelleyebileceği riskine atılmak istemem. yaşam değişmektedir ve ben de kendimi […]

138

ludwig wittgenstein ‘dehanın ışığı, başka, doğru-düzgün bir insanınkinden daha çok değildir. ama deha, bu ışığı belli türden bir mercekle yakıcı bir noktada toplar’ dediğinde 1940’tı… ben bizzat duymadım, ama, yazılanlardan alıntıladım. daha pek çok şey söylemişti elbette (bunların bazılarını önümüzdeki günlerde paylaşacağım)… ancak, şuna bi’ bakmanı öneririm ‘hayranlık zavallı bir şeydir, çarpık bir şey. çoğunlukla, ‘hayran’ olunan, sahte bir büyüklük görünümü içindedir; ‘hayran’ olan da, yanlış bir küçüklük duygusu içinde…’ 52. nota bir bakmanı öneririm: “atölye’de iki şeyle baş etmemiz gerekiyor: ‘ben her şeyim’ ve ‘ben hiçbir şeyim…’“ bu alıntılardan nasıl bir noktaya ulaşmaya çalışıyorum? lafı dolandırmadan söyleyeyim; ‘ama hocam o çok zeki, o çok yetenekli, o çok yaratıcı’ kestirmeciliği ve tembelliğine çakmaya çalışıyorum. ‘o öyle, tamam; ama, sen niye değilsin’ sorusunu sormaya çalışıyorum. cenap […]