154

‘sözcüklerin duyguları vardır.’ gillian dyer, ‘iletişim olarak reklamcılık’ kitabında (2010) böyle diyor… bu yazıda severken ayrılan ‘-lı, -li’ ekleri (ankara’lı) ya da kendi başına var olmasına izin verilmeyen ‘-de, -da, -ki’ eklerinden (bende özledim bendeeee…) söz etmeyeceğim… onlar bir başka yazının konusu… wikipedia sözcüğü şöyle tanımlıyor: ‘tek başına anlamlı, birbirine bağlı bir ya da daha fazla biçim birimden (morfem) oluşan, ses değeri taşıyan dil birimi.’ nasıl olur da her işin yanında bi’ de duyguları olabilir sözcüklerin? duygulara karşılık gelirler de ondan… ‘hoşlanmak’, ‘sevmek’, ‘sevdalanmak’ sözcükleri aynı kefeye konulabilir mi? ifade ettikleri duygular kadar ayrıdır birbirinden… ‘incinmek’ ‘kırılmak’tan farklıdır; ‘paramparça olmak’ külliyen farklı… ‘yaptım’ ne kadar resmi ve mesafeliyse ‘yapıverdim’ bi’ o kadar içten ve heyecanlıdır… ‘yoruldum’ ile ‘dibim çıktı’ arasındaki ayrım; ‘çok korktum’ ile ‘ödüm […]

111

kaufman ‘yaratıcılık, aslında ihtiyaçlarınızın, arzularınızın ve özgün benliğinizin kişisel bir ifadesi olmaktan başka bir şey değildir’ diye buyurmuş… ha’di hemen pöflemeye başlama lütfen… derin felsefik açıklamalara girmeyeceğim bu notta (hoş diğer notlarda da girmedim ya)… yaratıcılık üzerine kafa patlatanlar ‘yaratıcı kişilerin doymaz bir merakı vardır’ ve ‘her şeyi sorgularlar’ gibi ahkam keserler çoğu zaman… çevremdeki yaratıcı kişilerde de bu özelliği gözlemişimdir… her şey için ‘ne’ ve ‘nasıl’ soruları vardır; kullanma konusunda da gözleri karadır… sözü burada yine kaufman alıyor; ‘birçok yazar için insanları gözlemlemek çok önemlidir… bu kişiler insan doğasının tutkulu izleyicileridir.’ sevgili markapala (necdet kara), konuk olarak geldiği bi’ derste, ‘tüm çocuk resimlerinde güneşin nasıl çizildiğini biliriz… çizilen şey aslında güneşe benzemez… peki, ne zaman, ne oldu da birisi ilk kez güneşi öyle çizdi’ […]